29 Temmuz 2015 Çarşamba

Büyük Ortadoğu Projesi

Büyük Ortadoğu Projesi haritası

ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, 24 Ocak 2004'te Davos'ta, Büyük Ortadoğu Reform Projesi başlıklı uzun bir konuşma yaptı. Büyük Ortadoğu Projesi tanımının kamuoyu önünde ilk kez kullanıldığı bu konuşma, ABD'nin Ortadoğu'ya vermek istediği yeni biçimi ve bu biçimin bölge ülkelerine yapacağı etkiyi,ayrıntılı olarak ortaya koyuyordu.

ABD yöneticileri, Ortadoğu’ya yönelik görüşlerini özellikle 2003’ten sonra art arda açıkladılar. Ulusal Güvenlik Danışmanı Condolezza Rice’ın 7 Ağustos 2003’te Washington Post’ta yayımlanan yazısı, Dışişleri Bakanı Colin Powel’in 3 Kasım 2003’te yaptığı açıklama, Başkan George W.Bush’un 6 Kasım 2003’te yaptığı “Ortadoğu’yu Özgürleştirme Stratejisi” adlı konuşma ve Dick Cheney’in Davos konuşması uygulamalarına başlanmış olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin dünyaya duyurulmasıydı.

Açıklamalarda kullanılan ortak söylem; “özgür olmayan geri kalmış ülkelere demokrasi götürmek, sınırlardaki hukuk ihlallerini ‘önlemek’”, “dinsel ve ulusal azınlıkların kendi kaderini belirlemesini sağlamak”, “bölgeyi zehirleyen yanlış ideolojileri bastırmak” ya da “geri kalmış ülkelerde eğitimi geliştirmek” gibi, yaymaca amaçlı, bilinen Amerikan görüşleriydi. Ortadoğu’ya refah ve uygarlık götürülecek böylece dünya barışına katkı sağlanacaktı. Açıklamalarda bunlar söyleniyordu.

Büyük Ortadoğu Projesi, ABD yönetimine göre “iyi yönetilmeyen” ve “kapsamlı bir yönetim reformuna gereksinim duyan” tümü Müslüman 23 ülkeyi kapsamaktadır. Moritanya, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan, İsrail, Ürdün, Suudi Arabistan, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Irak, Suriye, Lübnan, Türkiye, İran, Afganistan, Pakistan’ın oluşturduğu ve 17 milyon kilometrekarelik bir alana yayılan bu ülkeler, Amerikan ölçütlerine (kriterlerine) göre olumlu (iyi) ülke ve olumlu olmayan (kötü) ülke olarak ikiye ayrılıyor, Türkiye İsrail’le birlikte ABD’nin ortağı olarak “olumlu ülke” olarak değerlendiriliyordu. Fas, Tunus, Mısır, Ürdün, Pakistan ve “özgürlüğüne kavuştuktan sonra” Afganistan ve Irak diğer olumlu (iyi) ülkeler, geri kalanlar ise olumlu olmayan (kötü) ülkelerdi.

Dick Cheney’ın açıklamalarına göre Ortadoğu’ya yeni bir biçim verilecekti. Olumlu olmayan ülkelerin “değişime”, olumlu olanların ise bu “değişime uyum göstermeye”gereksinimi vardı. Yapılacak değişim, Sevr Anlaşması’ndan “daha az önemli” değildi. Mevcut sınırlar, “Siyah Afrika” da olduğu gibi, “tarihi ve nüfus yapıları dikkate alınmadan” çizilmişti. Ortadoğu, “Siyah Afrika”yla birlikte “dünyanın en az demokratik” bölgesiydi ve “savaşın eksik olmadığı” bu bölge, “terörizmin ana kaynağı”ydı.

Büyük Ortadoğu Projesi bölge ülkelerini “demokrasiye götüren yolda ilerletmek” için “iyi ve kötü devlet” ayrımını yaparak “Ortadoğu’yu yeniden şekillendirecek”, “özgürlükçü önlemleri yürürlüğe koyacaktır.” Cheney’e göre, yapılacak ilk iş “dostu düşmanı” ayırmaktır. “Kötü ülkelere diplomatik anlaşmalar, olmazsa askeri yöntem kullanılarak; iyi ülkelere demokratik süreçler içinde” yardımcı olunacaktır.

Almanya ve Japonya’da “nazilerin izlerini silmek için kullanılan liberal önlemler”yapılacak işlere örnektir. Afganistan’da Taliban, Irak’ta Saddam yönetimleri gibi “Batıyı düşman olarak gören” bugünkü İran, Suriye ve Filistin yönetimleri, “askeri yöntemlerle ortadan kaldırılmalıdır.” Batıya düşman olduğu halde, Batının gücünü bildiği için ikiyüzlü politika yürüten Sudan, Moritanya, Suudi Arabistan ve Libya’daki rejimler de aynı yöntemle devrilmelidir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin başarılı olması için yapılacak ilk iş, “Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve Sevr Antlaşması’ndan bugüne kadar bölgeyi zehirleyen azınlık sorunlarını tümüyle çözmektir.” (Sevr, 84 yıl önceki son olumlu antlaşma olarak görülüyor.)

ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’ni yaşama geçirmek için gereken hazırlığı yaptı, 11 Eylül Olayı’yla birlikte harekete geçti. Afganistan ve Irak saldırıları, “kötü ülkeler”e uygulanacak “askeri yöntemin”; bölge ülkeleriyle yapılan anlaşmalar ise “iyi” ülkelerdeki “demokratik süreçlerin” ilk uygulamalarıydı. “Askeri yöntemler” Afganistan, Irak ve Lübnan’dan sonra İran ve Suriye üzerine çevrilmiş, saldırı için gerekçe ve destek arayışına girilmişti.

Afganistan ve Irak'a saldırıyla başlatılan uygulamanın ortaya çıkardığı açık gerçek, bölge halklarının direnişiyle karşılaşacak olan BOP'un başarı şansının bulunmaması ve gücünü aşan amaçlar peşine düşen ABD yönetiminin daha işin başında içinden çıkmakta zorlandığı bir açmaza düşmüş olmasıdır.

Büyük Ortadoğu Projesi, “Özgürleştirme Operasyonu”yla Irak ve Lübnan halkına ne getirdiyse bölge halklarına da onu getirecektir. Yaşananları izlemek bunu görmek için yeterlidir. Irak ve Lübnan, Büyük Ortadoğu Projesi’nin Afganistan’la birlikte başlangıç uygulamalarıdır. Projenin “olumsuz devlet” olarak tanımladığı bu ülkelere,“askeri yöntemlerle” demokrasi götürülmüştür! Tutum sürdürülecek, ABD isteklerine ve BOP’a direnen ülkelerde kargaşa yaratılacak, gerek görüldüğünde askeri güçle saldırılacaktır. Eşit olmayan ve kuralsız bir savaş içine çekilen bu ülkelerin haritaları değiştirilecektir.

ABD’nin amacı enerji kaynaklarını ve ulaşım yollarını ele geçirmek, bunun için Ortadoğu’ya, bağlı olarak da dünyaya egemen olmaktır. Sözcüklerle gizlenmeye artık gerek duyulmayan bu amaç, yarattığı sonuçlarla yaşanan gerçeklik haline gelmiştir. “21.yüzyıl İçin Amerikan Ulusal Strateji Belgesi” ve “Büyük Ortadoğu Projesi”, bu durumu açık biçimde ortaya koymuştur. Washington’un, “nükleer füzyon ve elektrikle işleyen arabalar petrolü tahtından indirene kadar stratejik önemini koruyacak” dediği Ortadoğu’ya, ABD’nin kesin olarak gereksinimi vardır.

Gereksinimin 2050 yılına dek süreceğinin açıklanması ve yeniden çizilen haritalar, savaşlar ve katliamlar, bölge ülkelerini nelerin beklediğini göstermektedir. Ortadoğu; “diplomatik antlaşmalar”, olmazsa “askeri yöntemler”le işgal edilecektir.“Demokrasi ve insan haklarını geliştirme”, geri kalmış Müslüman ülkelere “eğitim ve uygarlık götürme” söylemleriyle yapılacak bu işgal, yüzlerce yılda oluşan toplumsal dengeleri bozacak, yeraltı yerüstü zenginliklerine el konulan bölge halklarına, baskı ve yoksulluk içinde acı çektirecektir.

Büyük Ortadoğu Projesi’nin siyasi, ekonomik ve kültürel boyutu, sömürgeciliğin emperyalist dönemde aldığı yeni biçime denk düşer. Uygulama ve anlayış olarak niteliğine uygun olan ve yeğinliğe dayanan ilkel yöntemlere sahiptir. Anlaşmalar ya da “askeri yöntemler”le sağlanacak siyasi ve ekonomik egemenlik, işbirlikçiler aracılığıyla sürdürülecektir. Yüz yıldır denenmiş yöntemler, daha sert biçimlerle uygulanacak, işgal edilecek ülkelerde yönetim işleyişine yön ve karar vermede içsel güç durumuna gelinecektir. Küresel örgütler ve onlara güç veren uluslararası anlaşmalarla, az gelişmiş ülkeler üzerinde sağlanan sıkı düzen (disiplin) o denli etkilidir ki, bu ülkeleri işbirlikçiler aracılığıyla yönetmek artık Amerika’yı yönetmekten daha kolaydır.

İşbirlikçi olmayan ve ekonomik bağımsızlığı amaçlayan ülke yöneticileri, BOP anlayışına göre, etkisizleştirilmesi gereken “istikrarsızlık unsurları” ya da “terör destekçileridir.” İstihbarat örgütlerince el altından desteklenip beslenen ve gerektiği zaman kullanılan “terör”, büyük devlet politikalarındaki önemli yerini korumakta ve az gelişmiş ülkelere saldırı gerekçesi olarak geliştirilmektedir.

“Ortadoğu’da inanılan biçimiyle” İslamiyet’in, “ilerlemenin önünde engel” olduğunu açıklanırken Müslümanlığın “diğer dinlerin tersine evrimleşmediğini” ve “ilkel biçimini İslam tarihi boyunca koruduğunu” söylemektedirler. Bu söylemin Türkiye’ye yönelen biçimi, alt yapısı altmış yıldır hazırlanan ve bugün adı açıkça koyulan “Ilımlı İslam”dır. Türkiye’de Cumhuriyet’le kurulan ulus devlet yapısı dağıtılacak, yerine etnik ve dinsel ayrılıklara dayalı federatif yapılar konularak, “yeni Osmanlıcılık” geçerli kılınacaktır. Bu nedenle “Ilımlı İslam” anlayışı yalnızca laiklikle ilgili bir sorun değil; ekonomik siyasi, yönetimsel ve kültürel değişimi içeren genel bir yaklaşımdır.

Büyük Ortadoğu Projesi, Avrasya bölgesinin yerel güçler kullanılarak işgal edilmesinden başka bir şey değildir. BOP olarak tanımlanan girişim, gizli işgal olgusunun barışçı ya da barışçı olmayan yöntemlerle, dolaysız işgalle bütünleştirilmesi ya da gizli işgalin daha etkili bir işleyişe ulaştırılarak izinli işgal durumuna getirilmesidir. Türkiye bu eylemde topraklarından ve insan kaynaklarından yararlanılan vurucu güç olarak kullanılmak istenmektedir. Yarım ağızla söylenen ya da hiç söylenmeyen gerçek amaçlar; demokrasi, gelişme, özgürlük gibi sözcüklerle örtülemeyecek kadar saldırgandır.


BOP yeni bir proje değildir. Yüz yıl önceki emperyalist emellerin güncel kılıfıdır. Öyle ki, 1912'de ABD Başkanı olan ve tüm dünyaya ‘ezilen ulusların dostu gerçek bir demokrat’ olarak tanıtılan Thomas Woodrow Wilson şunları söylüyor: “Amerikan kapitalizminin temel hedefi, bütün zayıf ülkelerin hammaddeleri ve ulusal pazarlarını kendisi için açık birer kapı olarak tutmaktır. Bunun için diplomasi ve gerekirse zor kullanılmalıdır.”


BOP Haritası

BOP Haritasını çizen Amerikalı bir asker Ralph Peters’dir. Çizdiği harita ve bu haritaya ek gerekçeleri “Kanlı Sınırlar, Daha İyi Bir Ortadoğu” başlığı altında açıklamış ve bu, ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi’nin Haziran 2006 baskısında yayınlanmıştır. BOP haritası öylesine açık yazılmıştır ki “bu planın uygulanması sonucunda Türkiye’nin kaybedeceği” vurgusu da uluslararası ilişkiler açısından hiçbir kaygı duyulmaksızın yapılmıştır.

ABD'nin BOP haritasına ek görünür gerekçe sunan planındaki şu ifadeler dikkat çekicidir:

5,000 yıllık tarihten bir diğer kirli sır da şudur: Etnik temizlik işe yarar.

Amerikalı okuyucular için en hassas olan sınır konusu ile başlayalım: İsrail’in komşuları ile makul bir seviyede barış içerisinde yaşama konusunda herhangi bir ümide sahip olması için 1967 yılından önceki sınırlarına -meşru güvenlik kaygıları için gerekli yerel ayarlamalar yapılarak – geri dönmesi gereklidir.

Balkanlar ve Himalayalar arasındaki adaletsizliği ile ünlü topraklardaki en göz alıcı haksızlık bağımsız bir Kürt devletinin yokluğudur. 

Ankara’nın önünde bulunan Kürt sorunu son on yıl içerisinde bir miktar kolaylaşmış olmasına rağmen baskı yakın tarihlerde tekrar yoğunlaştı ve Türkiye’nin doğusundaki beşte birlik bölümü işgal edilmiş bir bölge olarak görülmelidir. Suriye ve İran Kürtleri de mümkün olsa bağımsız bir Kürdistan’a katılmak isterlerdi. Dünyanın meşru demokrasilerinin Kürt bağımsızlığını muzaffer kılmayı reddetmeleri medyamızı sık sık heyecanlandıran beceriksizce yapılan hafif günahlardan çok daha kötü bir insan hakları ihmalidir.

Ayrıca Diyarbakır’dan Tebriz’e kadar uzanan bağımsız bir Kürdistan, Bulgaristan ve Japonya arasında en Batı yanlısı devlet olacaktır.

Eğer büyük Ortadoğu’nun sınırları, kan bağı ve inanç bağının doğal bağlantılarını yansıtacak şekilde değiştirilemez ise bölgede dökülen kanın bir bölümünün bizim kanımız olmaya devam edeceği hususunu dini bir inanç hususu gibi kabul etmemiz gerekecektir.

Türkiye'nin Durumu

Türkiye'nin alacağı doğrultu yalnızca ABD için değil, Avrupa için de önemlidir. Bugün, ulus-devlet yapısını korumayla yeni-Osmanlıcılık arasında bir yol ayrımına getirilen Türkiye, bağımsızlık yolunu seçebilir ya da BOP'un parçası durumuna gelerek federasyonculuğa yönelebilir. Güçlenip varlığını korumayla parçalanma arasındaki bu ayrım, Türkiye'nin önemini arttırmaktadır. Türkiye yöneldiği yönün etkin olmasını sağlayacak güce sahip bir ülkedir.

ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’ni yaşama geçirmek için Türkiye’yi yanına almak zorundadır. Bu zorunluluk, Türkiye üzerindeki baskının artmasına yol açmaktadır. ABD, isteklerini kabul ettirmek için devreye sokabileceği değişik olanaklara sahiptir ve bunları kullanmaktadır.


Siyasi ve ekonomik bağımlılığa yol açan çok sayıda ikili anlaşma imzalanmıştır, Türkiye’de altmış yılda elde ettiği ve dilediği zaman devreye sokabileceği yaptırım gücü yüksek etki araçları vardır. İşbirlikçileri kilit yerlerdedir; basın elindedir, ekonomiyi denetim altına almıştır, siyasete yön verebilmektedir, büyütüp beslediği ayrılıkçı Kürt hareketlerini kullanmaktadır. Ve bunların tümünü ordu üzerine yönelttiği dolaylı baskıya dönüştürmekte, onun istenç (irade) gücünü kırarak yanına çekmeye çalışmaktadır.

ABD, Kuzey Irak’ta kurdurttuğu Kürt devletinin sınırlarını, Büyük Ortadoğu Projesi aracılığıyla “Suriye ve İran’ın içlerine” dek genişletileceğini açıklamıştır. Genişleme isteğinin Türkiye’nin Güneydoğusu’nu da içine alması kaçınılmazdır. Buna karşın Türkiye’deki karar vericiler, Büyük Ortadoğu Projesi’nin savunuculuğunu ve gönüllü yandaşlığını yapmaktadır. Türkiye için çekince yaratan bu tutum, Türkiye üzerinde hesabı olan herkesi yüreklendirmektedir.

(Dışişleri Bakanı Abdullah Gül: Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Türkiye'nin dış politika ilkelerine uygun. ABD ile hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek... Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=181295)

İsrail’le birlikte hareket edecek bir Kürt devletinin kurulup genişletilmesi yalnızca BOP’un değil, Avrupa Birliği’nin de gündemindedir. Ortalıkta dolaşan ve Türkiye’nin Güneydoğusunu Kürdistan olarak gösteren haritalar, Diyarbakır ziyaretçileri ve ayaklanma girişimleri durumun ciddiyetini yeterince ortaya koymaktadır.

ABD Başkanı George W.Bush’un danışmanı, ünlü stratejist James Blackwel, Senato’da BOP ile ilgili yaptığı konuşmada Ortadoğu ülkelerini Güliver (büyükler) ve Liluputlar (cüceler) benzetmeleriyle ikiye ayırıyor ve şunları söylüyor: “Baylar, Büyük Ortadoğu Projesi’ni size hepimizin bildiği bir masaldan esinlenerek anlatacağım. Ortadoğu Güliver ve Liluput ülkelerden oluşmaktadır. Liluput ülkeleri; korku ve endişe içindeki Katar, Küveyt, Bahreyn, BAE ile arzu ve ümit sahibi Suudi Arabistan, Libya, Fas, Tunus, Cezayir olarak ikiye ayrılır. Ortadoğu’daki Güliver ülkeler ise; İsrail, Türkiye, Mısır, Suriye, İran ve Irak’tır. Birleşik Devletlerin menfaatı için bölgede tek bir Güliver bırakılmalı, o da İsrail olmalıdır. Mevcut diğer beş Güliver ülkesi etnik ve dini temelde bölünmeli ve ana gövdeleri ikinci gurup ülkeler, parçaları ilk gurup ülkeler haline getirilmelidir.”

BOP’un Türkiye’den beklentileri, bağımsızlığını ve ulusal varlığını ortadan kaldıracak denli çekinceli ve yoğundur. Bugün için istenenler; “Trabzon ve Samsun limanlarının deniz üssü haline getirilmesi, ABD gemilerinin Boğazlar’dan bildirimsiz geçiş hakkı, İskenderun Körfezi’nde bir deniz üssü ya da İskenderun limanının bir bölümünün ABD’ye verilmesi, Urla ya da Mordogan’da (İzmir) tesis adıyla uçak gemilerinin yanaşabileceği deniz üssü kurulması, Trakya’da yeni bir üs Mardin-Batman-Silopi üçgeninde 18 bin asker bulundurma ve bu askerlerin Türkiye dışındaki operasyonlara bildirimsiz gidip gelme hakkı, İncirliğin genişletilmesi ya da Batman Havaalanı’nın üs yapılması, Sabiha Gökçen Havaalanı’nı kullanma hakkı”dır.

BOP Eşbaşkanı Erdoğan

“Kuzey Afrika ve Orta Asya’ya dek Ortadoğu’da barışı sağlamak, demokrasiyi yerleştirmek, ekonomik kalkınma gerçekleştirmek, reformlar yapmak, yapılmasına yardım etmek, amaçlara uygun olarak siyasal yapıları yeniden biçimlendirmek” gibi söylemler bir peri masalından başka bir şey değildir ve Türk halkı için çekince oluşturmaktan başka değeri yoktur.

1970’lerde demirperde ülkelerine demokrasi getirmek için geliştirilen ve başarılı olan Helsinki Düzenlemeleri, bu kez BOP adıyla üstelik silah gücüyle İslam ülkelerine getirilmektedir. Türkiye’nin bu eylemde yeri olamaz, olmamalıdır. Türkiye ne pahasına olursa olsun bundan uzak durmalı ve ulusal varlığını korumak için bu girişime karşı çıkmalıdır. Türkiye dünya uluslarına örnek olan bir devrimin ülkesidir. Atatürk tümüyle yok edilmeden böyle bir eyleme girilemez ya da böyle bir eyleme girildiğinde artık Atatürk’den söz edilemez.

Sözdinlerlik ve tek yanlı bağlılık Batı'ya artık yetmemektedir. Türkiye’nin 776 bin kilometrekare toprağı ve ulus-devlet yapısıyla varlığına son verilmek istenmektedir. Bu amaç yönünde oldukça yol alınmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde olduğu gibi, parçalanma koşulları olgunlaşmaktadır. Dağılmanın en zahmetsiz olacağı anda uygulamaya geçilecektir. BOP, bu gidişin yeni ve önemli bir aşamasıdır.

Parçalanmanın ön uygulamaları başlamıştır. Türkiye Washington ve Brüksel’den yönetilen bir ülke durumuna gelmiştir. Dış istekler, sorgulanmadan ve tümüyle hemen yerine getirilmektedir. Ulusların kaderlerini tayin hakkı yerine halkların ve toplulukların kaderlerini tayin hakkı yasalaştırılmıştır (İkiz Yasalar). Limanlar ve hava alanlarında yabancıların silahlı güç bulundurması kabul edilmiştir. BOP için istenilenler çok geniştir. Yabancıların toprak satın alması hızla sürmektedir. Ayrılıkçı devinim siyasallaşmış, kitle eylemlerine başlamıştır. Ordunun küçültülmesi, yerel yönetimcilik, “Ilımlı İslam”, devlet biçiminin değiştirilmesi tartışmaları, gelinen yeri açıkça ortaya koymaktadır.

Büyük Ortadoğu Projesi’ne destek vermenin Türkiye’nin karşısına çıkaracağı sorunlar, sorumluluğunu hiçbir kişi ya da kurumun yüklenemeyeceği kadar ağırdır. Türkiye’nin gücünü, hangi gerekçeyle olursa olsun, ABD ve İsrail politikalarına alet edenler, Türk halkının olduğu kadar bölge halklarının da nefretini kazanacaktır. Türkiye, Ortadoğu’nun yoksul Müslüman halkına yönelen emperyalist saldırıya katılırsa yalnızca toplumsal değerlerini değil, onunla birlikte emperyalizme karşı savaşımıyla elde ettiği ulusal varlığını da yitirecektir.


Büyük önder Atatürk'ün Ortadoğu'yla ilgili şu sözleri hatırlayalım: 

"Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip bu sözde istiklal kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür. Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa bir kaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet’in mukaddes yerlerini Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet’e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamberin son arzusunu yani mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bu gün kanımızı dökmeye hazırız."

Kaynaklar
http://kuramsalaktarim.blogspot.com.tr/2013/08/buyuk-ortadogu-projesi_29.html#more
http://www.sarizeybekhaber.com.tr/makaleler/abdnin-bop-adli-planinin-tam-tercumesi-unutulmasin-icin-h410.html
http://www.turkishnews.com/tr/content/2010/06/01/ataturkunvakit-gazetesinde-yayinlanan-filistine-el-surulemez-demeci/
Related Posts with Thumbnails Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...