26 Temmuz 2015 Pazar

Cumhuriyetimizin Tarihi Temelleri

Büyük Millet Meclisi

Cumhuriyet, etimolojik (kökenbilimsel) olarak cumhur kelimesinden gelmiştir. Arapça bir kelime olan cumhur; ahali, halk, büyük kalabalık, toplu bir halde bulunan kavim demektir.

Cumhuriyet kelimesi dilimize ilk defa edebiyat yoluyla girmiştir. Reşit Paşa hayranı olan İbrahim Şinasi onun için "Eya ahali-i fazlın Reis-i Cumhuru" demiştir. 

Cumhuriyet kelimesinin Fransızca karşılığı "La Repunlique", İngilizce karşılığı "The Republic"dir. Kelimenin Latince aslı "Res Publica"dır. Res publica kamuya ait olan, kamu malı anlamına gelir.Cumhuriyet gerek Latince gerek Arapça kökeninde aynı anlamda kullanılmıştır. Cumhuriyet kelimesi Eski Yunan'da "Koinonia" şeklinde başlangıçta şehir hazinesi, kamu fonu anlamında kullanılırken daha sonra "ortak menfaat" anlamında kullanılmıştır. 

Res publica kelimesi ilerleyen hayat içerisinde demokratik hayatın gelişmesiyle kamu ve halk hizmetlerinin görüldüğü bir rejimin adı olmaya doğru gitmiştir.

Atatürk’ün önderliğindeki Türk milleti, Kurtuluş Savaşı'nda emperyalist devletleri yendikten sonra yönetim şekli "cumhuriyet" olan Türk devletini kurmuştur. Türk devletinde yönetim şekli olarak belirlenen cumhuriyeti, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Halk kendi yöneticilerini kendi içinden seçer.” cümleleriyle ifade etmek mümkündür. Yukarıdaki cümleleri biraz daha açtığımızda bir yönetim şekli olarak cumhuriyet rejiminde milletin hâkimiyeti söz konusudur. Millet kendi yöneticilerini içerisinden belirlemek ve seçmek yetkisine sahiptir. Yöneten ve yönetilenler bakımından toplumda bir sınıf farkı yoktur. Kısacası cumhuriyet, devlet yönetim şekli olarak halkın yöneticilerini kendi içinden seçtiği, kanunlar önünde bütün vatandaşların eşit olduğu bir idare şeklidir. Şüphesiz eski Türk devletlerinde bu şekilde bir cumhuriyetten söz edilemez. Fakat Cumhuriyet idare şekilleriyle Türk devlet idare şekilleri arasında bazı bakımlardan şaşırtıcı benzerlikler bulunmaktadır. 

Hunlarda Mo-tun (M.Ö. 209- 174) döneminden beri ilkbaharda yapılan ve gök, yer, atalar ve diğer tabiat güçlerine kurbanlar sunulan toplantılarda bütün meseleler görüşülerek karara bağlanırdı. Bu büyük toplantıya hükümet üyeleri, askeri ve sivil bütün görevli başbuğlar, kendilerine bağlı diğer Hun boylarının temsilcileri katılmak zorundaydı. Devlet yönetiminde mevkiler, semboller ve unvanlar bu mecliste verilmekteydi. Hükümdar seçimleri de burada yapılmaktaydı. İş başına getirilen Hakan, milleti temsil etmekteydi. O, kendi milletlerini yiyip yutan hükümdarların aksine, idare ettiği insanların yiyeceğini sağlamaktaydı. Hakan başka milletlerden farklı olarak kendi insanını beslemekte, giydirmekte ve harçlığını vermekteydi. Onun bütün hizmetleri kendi insanı içindi. O toplum için görev yapmaktaydı. 

Hun devletindeki meclis taşıdığı büyük ehemmiyet, kuruluş tarzı ve idari fonksiyonundan dolayı birçok araştırıcı tarafından “Devlet Meclisi” veya “Millet Meclisi” olarak belirtilmiştir. Toplumun bütün kesimlerinden temsilcilerin toplantıya katılmaları, devlet meclisleri ve seçimde söz sahibi olmaları araştırıcıları bu düşünceye sevk etmiştir.


Hun devletinin geleceğini ilgilendiren bütün önemli kararlar mecliste alınmıştır. Mesela, M.Ö. 55 yılında Hun meclisinde bulunanların cesarete hayranlık duydukları, esareti yüz kızartıcı buldukları belirtildikten sonra, at üzerinde savaş ve mücadeleyle kurulmuş olan devletin varlığını devam ettirmek için ölünceye kadar yiğitçe savaşacak askerlerinin olduğu ileri sürülmektedir. Bu karar mecliste alınmıştır. Ayrıca Türklerde istiklal fikrinin ne kadar eski olduğunu göstermesi bakımından da önem taşımaktadır. Şüphesiz, Türklerde çok eski zamanlardan bu yana mevcut olan istiklal anlayışının da onlarda cumhuriyet fikrinin gelişmesinde etkisi fazla olmuştur.

Göktürklerde de Hunlardaki gibi toplantılar yapılmaktaydı. Göktürklerin yapmış olduğu büyük toplantı da Hunlardaki gibi 5. ayda yani mayıs ayında bir bahar bayramı şeklinde yapılıyordu. Göktürk kağanı ve devletin diğer ileri gelenleri her yılın 5. ayında yani mayıs ayında toplanıyorlardı ve bu törene halk da katılıyordu.



Öteki Türk devletlerinde de benzer meclisler vardı. Attila zamanında 448 yılında Bizans elçi heyetine dâhil olarak Hun başkentine giden tarihçi Priskos, Bizans tekliflerini müzakere eden bir Hun “Seçkinler Meclisi”nden bahsetmektedir. Ayrıca Tabgaç devletinde böyle bir meclis (Devlet ve Nazırlar Meclisi), Hazar Hakanlığında bir “İhtiyarlar Meclisi” mevcuttu. Peçeneklerde mühim kararlar mecliste alınmaktaydı.

Uygurlarda da kurultaylar toplanmakta idi. Mesela, 983- 985 yıllarında Turfan'a gelmiş olan ünlü Çinli elçi ve seyyah Wang Yen-te’nin gezi raporunda Uygur devlet-halk toplantısı çeşitli yönleriyle anlatılmıştır. Buradan Uygurlarda tam bir demokratik idarenin olduğu ve sosyal adaletin tam olarak kurulduğu anlaşılmaktadır. Hatta Uygur toplumunda herkesin çalıştığı ve çalışmayanlara da devletin yardım ettiği seyyah tarafından belirtilmektedir.

Oğuzlarda da ortak sorumluluk anlayışının hâkim olduğu bir çeşit demokratik özellikleri taşıyan anlayış vardı. Oğuzlar devlet meselelerini “Kengeş” adını verdikleri bir çeşit kurultayda görüşerek karara bağlamaktaydılar. Mesela Oğuzlar, Bulgar Türk devletine gitmek için yola çıkan Halifenin elçilik heyetine ülkelerinden geçiş izni verip vermeme konusunda toplanmışlardır. Bu konuda müzakereler bir hafta sürmüş ve sonuçta heyetin yoluna devam etmesine karar vermişlerdir.

Bu hadise devlet idare yetkisinin hükümdar dâhil hiç kimsenin tek başına elinde toplanmamış olduğunu göstermektedir. “Ortak Sorumluluk Sistemi” bütün devlet yapısına hâkimdir. Oğuzların demokratik esaslara göre idare edildiğini gösteren bu anlayışın siyasi hayat sahası içinde kalmadığı, toplum hayatını da içine aldığı, kurultayda oy birliği ile alınan kararların bazen en ‘basit’ bir Oğuz vatandaşı tarafından bile bozulabilmesinin mümkün olmasından anlaşılmaktadır.

Oğuzlar aynı zamanda, adeta sınıfsız bir toplum yapısına sahipti. Servet ve mevki toplumda sınıf farkı yaratmıyordu. Ayrıca soydan gelen asillikten de hiç söz edilmemektedir. Din adamları da imtiyazlı bir sınıf oluşturmamaktadır.

Demokrasinin temelini teşkil eden seçim Selçuklularda vardı. Buna misal olarak Gazneliler devletine karşı 1040 yılında kazanılan Dandanakan Meydan Muharebesi’nden sonra toplanan kurultayda Tuğrul Bey’in yeni kurulan Selçuklu devletinin hükümdarlığına seçilmesi gösterilebilir. Selçuklular, Türk devlet anlayışının nimetlerinden hâkimiyetleri altındaki bütün halkı yararlandırdıkları gibi, keskin sınıflar sistemine göre işlenen toplumu da bugünkü deyimi ile demokratlaştırmaya çalışmışlardır. 

Anadolu Selçuklularında da çoğu zaman meclisler toplanarak devletin geleceğini ilgilendiren önemli kararlar bu meclislerde alınmıştır. Örneğin, İzzeddin Keykavus devlet meselelerini ve hatta özel meselelerini daima topladığı danışma meclisinde halletmeye çalışmıştır. Bu mecliste meseleler enine boyuna müzakere edildikten sonra çözüme kavuşturulmaya çalışılmıştır.

Eski Türk devlet anlayışının izleri Osmanlı Devleti'nin kuruluşu esnasında da görülmektedir. Kayı boyundan Ertuğrul oğlu Osman Gazi’yi Uç beylerinin bir araya gelerek kurultayda Oğuz töresi gereğince devletin başına geçirdikleri belirtilmektedir. Buradan Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında Türk beylerinin katılımıyla toplanan mecliste, durum istişare edildikten sonra Osman Bey’in devletin başına getirilmesine karar verildiği ve bir nevi demokratik usullerle yani seçim yoluyla devletin başına getirildiği anlaşılmaktadır. Bu şekilde beylerin kurultayda karar alarak Osman Bey'i devletin başına geçirmeleri eski Türk devlet anlayışının bir devamı olarak kabul edilmelidir. Osmanlı toplumunun da sınıfsız toplum esasına dayanan Cumhuriyet anlayışının yerleşmesine hazır olduğu anlaşılmaktadır.

Divan-ı Hümayun

Türk milletinin özelliğini ve Türk tarihini çok iyi bilen Atatürk, “Türk milletinin tabiat ve karakterine en uygun idare Cumhuriyettir.” demiştir. Yukarıdaki örnekler, bu fikrin ortaya atılmasının tarihi temellerini yansıtmaktadır.

Sonuç olarak, en eski Türk devletlerinden başlayarak daha sonra farklı coğrafyalarda kurulan Türk devletlerindeki yönetim anlayışı zamanla olgunlaşarak Cumhuriyet rejiminin benimsenmesinde etkili olmuştur.

Kaynaklar
Cumhuriyet, Türk Tarihindeki Gelişimi ve Atatürk - Yrd. Doç. Dr. Ercan HAYTOĞLU
Türklerde Cumhuriyet Fikrinin Tarihi Temelleri ve Günümüze Yansımaları - İlhami DURMUŞ

Related Posts with Thumbnails Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...