24 Temmuz 2015 Cuma

Türkiye Cumhuriyeti'nin Tapusu Lozan Antlaşması

Lozan Barış Antlaşması Türkiye haritası

Lozan'a Giden Yol

Birinci Dünya Savaşı'nda İttifak Devletleri safında yer alan Osmanlı İmparatorluğu, İtilaf Devletleri tarafından yenilgiye uğratılmış ve 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalamak zorunda kalmıştı.

Galip devletler, kendi aralarında topladıkları Paris Barış Konferansı neticesinde Almanya ile 23 Haziran 1919'da Versailles Barış Antlaşması, (Avusturya-Macaristan savaş sonrası iki devlet olarak parçalandığı için) Avusturya ile 10 Eylül 1919'da Saint Germain Antlaşması, Macaristan ile 6 Haziran 1920'de Trianon Antlaşması ve Bulgaristan ile 27 Kasım 1919'da Neuilly Antlaşması'nı imzaladılar.

Paris Barış Konferansı'nda ele alınan en önemli konulardan birisi de Osmanlı İmparatorluğu'nun geleceğini belirleyecek "Doğu Sorunu / Şark Meselesi" idi. Gerçi, İtilaf Devletleri savaş esnasında aralarında imzaladıkları gizli antlaşmalarla Osmanlı Devleti topraklarını kâğıt üzerinde paylaşmış bulunuyorlardı. Bununla beraber, Paris Barış Konferansı'nda en uzun süren müzakereler, Osmanlı ülkesinin paylaşımı konusunda olmuştu. İtilaf Devletleri, anlaşmazlıkların giderilmesi sonrası nihayet 24-26 Nisan 1920'de San-Remo'da Osmanlı Devleti ile yapacakları barış şartları üzerinde uzlaştılar. 11 Mayıs'ta Osmanlı delegelerine tebliğ edilen bu kararlar, 22 Temmuz 1920'de Osmanlı Saltanat Şurası'nda oylanarak kabul edildi. Bunun üzerine İtilaf Devletleri ile Osmanlı delegasyonu arasında 10 Ağustos 1920'de Türk milletinin ölüm fermanı olan "Sevr Antlaşması" imzalandı.
           
Sevr haritası

Sevr'e göre Türkiye haritası

Osmanlı yönetimi, Sevr'in ağır şartlara rağmen kurtuluşu galip devletlerin isteklerine uymakta görüyordu. Ancak Türkler arasında gerçek kurtuluş çareleri arayanlar da vardı. Antlaşmanın imzasından hemen sonra memleketin her yöresinde Kuvayi Milliye / Namus Cephesi teşkilatları kurulmuş ve Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde Millî Mücadele ateşi yakılmıştı. İzmir'in işgalinden sonra Türk milleti, ateşe koşan kelebekler gibi Mustafa Kemal Paşa'nın yanında yer aldı. "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktı". Toplanan kongreler ve alınan kararlarla Türk nüfusunun çoğunlukta olduğu yerler, millî sınırlar (Misak-ı Milli) olarak kabul edilerek Sevr kararlarını alanlara ve imzalayanlara karşı çıkıldı. Sevr hükümleri, her ne kadar İstanbul Hükümeti tarafından kabul edilmişse de uygulama alanı önemli ölçüde Anadolu toprakları idi. Bu topraklar, TBMM Hükümeti ve ordularının hakimiyetindeydi. İtilaf Devletlerine göre Sevr'e giden yol Ankara'nın düşürülmesinden geçiyordu. Bu amaç ile Anadolu'daki işgalci Yunan ordularını Ankara üzerine sevk ettiler. Anadolu, tarihin en şanlı İstiklâl Savaşı'na sahne oldu. Türkler, 26 Ağustos 1922'de düzenledikleri Büyük Taarruz, Başkumandanlık ve Takip harekâtı ile İzmir'e doğru ilerledi. Bozguna uğradığını öğrenen Yunan Hükûmeti, İngiltere'ye başvurarak ateşkes istedi.

İtilaf Devletleri Yüksek Komiserleri, 6 Eylül'de kendi aralarında anlaşarak 7 Eylül'de TBMM Hükümeti'nin İstanbul Mümessili Hamid Bey'e Anadolu'nun boşaltılması şartı ile Yunanistan'ın ateşkes istediğini bildirdiler. Ankara Hükümeti, Müttefiklerin bu teklifini ihtiyatla karşıladı. Kısa sürede cevap vermeyerek zaman kazanacak ve bu süre içerisinde bütün Anadolu düşmandan temizlenecekti. Nitekim, 9 Eylül'de İzmir, 10 Eylül'de Bursa, 12 Eylül'de Gemlik ve Mudanya kurtarıldı.

Misâk-ı Millî sınırlarına ulaşılabilmesi için İstanbul ve Trakya'nın da kurtarılması gerekli idi. Bu gaye ile ordu, Çanakkale ve İstanbul Boğazlarına ileri harekâta yöneldi. Bu durum tarihte "Çanakkale Olayı" diye tanınan krizi yarattı. Bu buhran döneminde Türk kuvvetleri Çanakkale ve İzmit önlerine kadar ilerlediler. Bu askerî gelişmeler üzerine İtilaf Devletleri, Boğazlara karşı girişilen Türk harekâtını durdurmak ve ateşkes şartlarını belirleyerek barışa zemin hazırlamak için "Üç müttefik devlet, Türkiye'nin Meriç'e ve Edirne'ye kadar Trakya'yı geri alma arzusunu olumlu telakki eyler." şeklinde ortak bir formül buldu.

Bu karar, 23 Eylül 1922'de Türk Hükümeti'ne sunuldu. Türk Hükümeti de kısa süren müzakereden sonra Trakya'nın tahliyesi şartı ile Mudanya'da görüşmelerin yapılmasını kabul eden cevabını 29 Eylül'de İtilaf Devletlerine bildirdi.

Bunun üzerine İngiltere (General Harrington), Fransa (Charpy), İtalya (Mombelli) ve Türkiye (İsmet İnönü) arasında 3-11 Ekim 1922 tarihleri arasında Mudanya Mütarekesi görüşmeleri gerçekleşti. İmzalanan Mütareke (ateşkes) hükümlerine göre Trakya tek bir kurşun atılmadan anavatana kavuştu. Buna karşın İtilaf Devletleri, Çanakkale ve İstanbul Boğazları ile İstanbul şehri üzerindeki hakimiyetlerini barış imzalanıncaya kadar koruyacaklardı.

Lozan Barış Konferansı (20 Kasım 1922-24 Temmuz 1923)

İngiltere'nin Türkiye ile barış yapmak istemesinin üç temel nedeni vardır:
1. İngiliz silahlı kuvvetlerinin dış politikayı desteklemek için fazla güçsüz, mali politikalar için fazla pahalı olması yani küresel büyük güç statüsünün maliyetli olması,
2. İmparatorluğun sömürgelerinde yaşayan ve Türkiye'deki kardeşlerinin durumundan endişe duyan büyük Müslüman kitlenin sadakatinin sona ermesinin önemli bir sorun olması,
3. İngiliz kamuoyunun içinde bulunduğu durumdan duyduğu hoşnutsuzluğun zirvede olması.

Türkiye'nin Mustafa Kemal Paşa'nın daha sonra söyleyeceği gibi, yurtta ve dünyada barışa ihtiyacı vardı. Misak-ı Milli dışında toprak kazanmaya değil, son on yıl içinde yaşadığı dört büyük savaşın yıkıcı sonuçlarından kurtulmaya gereksinimi vardı.

Büyük Millet Meclisi müzakerelerin Türkiye'nin zaferini simgeleyen İzmir'de gerçekleşmesini önerdi. Fakat İngilizler, bunun Müttefiklerin yenilgiyi kabul ettiği anlamına geleceği ve bir Türk'ün konferans başkanlığı talebinde bulunabileceği düşüncesiyle öneriyi reddetti. Uzun tartışmalar sonucunda Lozan ile Ankara arasındaki iletişimin olabildiğince kolaylaştırılacağı güvencesinin verilmesi üzerine Türkler tarafsız Lozan şehrini kabul etti. (Lozan iletişim konusunda Türklere büyük zorluklar yaşattı. İsmet Paşa ve Ankara, eksik ve bozuk gelen telgraflar ve gecikmeler nedeniyle zamanında yanıt alamamaktan yakınıyordu. Ayrıca deşifre edilen bazı Türk telgrafları, İngilizlerin müzakereler boyunca Türklerin pozisyonunu daha iyi değerlendirmesini sağladı.)

Türkiye'nin konferanstaki temsili bir sorun oluşturdu. Müttefikler, konferansa hem İstanbul Hükümeti'ni hem de Ankara Hükümeti'ni davet ettiler. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi sorunu kesin çözüme kavuşturmak için 1 Kasım'da saltanatı kaldırdı ve Türkiye'de egemenliğin tek mercisinin TBMM olduğunu ilan etti. İngiltere, Ankara Hükümeti'ni Türk halkının tek temsilcisi olarak tanıdı. 

Konferansa gönderilecek heyetin seçimi gündeme geldiğinde Mustafa Kemal Paşa tercihi (anılarında Lozan'a gitmeye pek hevesli olmadığını yazan)  Başbakan Rauf Orbay'dan değil, Mudanya Antlaşmasının galibi, askerlik hayatı boyunca hiçbir diplomatik deneyime sahip olmamasına karşın kararlı ve sert bir müzakereci olduğunu kanıtlamış olan İsmet İnönü'den yanaydı. Mustafa Kemal Paşa'nın talebiyle Yusuf Kemal Bey istifa etmiş ve İsmet Paşa 26 Ekim 1922'de Dışişleri Bakanı olmuştu. Meclis 2 Kasım 1922'deki uzun ve ateşli tartışma sonrasında İsmet Paşa başkanlığındaki heyeti onaylamıştır; o da Meclis'e hitaben yaptığı konuşmada konferans sırasında Misak-ı Milli'yi rehber alacağını ifade etmiştir. Ona Sağlık Bakanı Dr. Rıza Nur ve Maliye Bakanı Hasan Saka eşlik etmiştir.

Türkiye'nin Lozan heyeti
                                Lozan'a ilk evrede giden Türk heyeti

Ön sıra: (Soldan sağa) Reşit Saffet Atabinen, Zülfü Tigrel, Rıza Nur, İsmet İnönü, Zekâi Apaydın, Veli Saltık, Ahmet Muhtar Çilli, Münir Ertegün 
Arka sıra: (Soldan sağa) Atıf Esenbel, Yahya Kemal Bayatlı, Ruşen Eşref Ünaydın, Mustafa Şeref Özkan, Tahir Taner, Cevat Açıkalın, Tevfik Bıyıkoğlu, Sabri Artuç, Seniyettin Başak, Mehmet Ali Balin, Zühtü İnhan, Şevket Doğruker, Hikmet Bayur, Süleyman Saip Kıran, Fuat Ağralı, Celâl Hazım Arar, Hüseyin Pektaş. 

Türkiye'nin Lozan hedefi, Misak-ı Mili'yi ve milli egemenliği gerçekleştirebilmekti. Hükümet, Lozan'a gidecek heyete Doğu'da bir Ermeni Devleti kurulmasının reddedilmesi ve kapitülasyonların kaldırılması konusunda kesin talimat vermişti. Türkiye bu iki konuda savaş riskini göze alacak derecede kararlıydı. İsmet Paşa'nın gerekirse Ankara'ya sormedan  müzakereleri kesmeye tam yetkisi vardı.

Birinci Evre (20 Kasım 1922-4 Şubat 1923)

Konferansa katılan devletler ve durumları şöyle idi: İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya; davet eden devletlerdi. Yunanistan, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Devleti, Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye; tüm görüşmelere katılmak üzere çağrılan devletlerdi. Sovyet Rusya ve Bulgaristan, Boğazlar Rejimi ile ilgili müzakerelere katılmak üzere çağrılmışlardı. Belçika ve Portekiz ise belirli konularda müzakerelere katılabileceklerdi. Lozan'a Amerika'nın konumunu ve çıkarlarını korumak amacıyla gelen ABD heyeti, tüm tartışmalara diğer heyetlerle tam eşitlik temelinde katılmasına rağmen hiçbir taahhüde girmedi ve hiçbir belgeyi imzalamadı.

Lozan Konferansı, 20 Kasım 1922'de şehrin merkezindeki Mont Benon Gazinosu'nda, İsviçre Konfederasyonu Reisi Haab'ın nutku ile açıldı. Curzon ve ardından Türk heyeti başkanı İsmet Paşa birer konuşma yaptılar. Müzakereler ertesi gün Uşi şatosunda gerçekleşecekti. Böylece Birinci Dünya Savaşı'nı bitiren son antlaşmanın müzakereleri başlamış oldu. Ancak bunun diğerlerinden bir farkı vardı. İtilaf Devletleri, Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan'a kendi şartlarını ileri sürerek bir antlaşma imzalatmışlardı. Şimdi kendilerine karşı Millî Mücadele kazanmış Türkler ile masaya oturarak eşit şartlarda tartışmayı kabul etmişlerdi.

Lozan Konferansı'nın ilk oturumu 21 Kasım 1922 Salı günü saat 11.00'de Uşi şatosunda, Lord Curzon'un geçici başkanlığında başladı. Konferansın resmî dili olarak Fransızca seçildi. Ardından da Müttefikler tarafından hazırlanan Konferans İç Tüzüğü görüşmeye açıldı. Tüzüğün adı, Şark meselesini çağrıştıracak şekilde "Yakın Doğu İşleri Hakkında Lozan Konferansı" olarak konulmuştu. İsmet Paşa, Türkler üzerinde psikolojik baskı unsuru olan bu isme itiraz ettiyse de değiştirilmesini sağlayamadı. Müttefiklerin konferansta birlikte hareket edecekleri, daha ilk günden belli olmuştu. Tüzüğe göre; bir Konferans Genel Sekreterliği ve bir de Yazı İşleri Komitesi kuruldu. Ayrıca davet eden devletler başkanlığında Arazi ve Askerlik, Yabancılar ve Azınlıklar, Maliye ve İktisat alanlarında üç komisyon kurulması kararlaştırıldı. Müzakereler gizlilik içerisinde yürütülecekti. Bundan sonra konferans, komisyon toplantıları ile devam etti.

1. Ülke ve Askerlik Komisyonu

22 Kasım 1922'de Lord Curzon'un başkanlığında toplanan Ülke ve Askerlik Sorunları Komisyonunda; Trakya sınırı, Karaağaç'ın Türklere verilip verilemeyeceği, sınır üzerinde askerden arındırılacak bölgeler, Batı Trakya meselesi, Ege Denizi Adaları, Boğazların statüsü, savaş tutsakları ve ahali mübadelesi, azınlıkların korunması, Türkiye'nin Asya'daki güney sınırları ve Musul meselesi gibi konular görüşüldü. Bu komisyon 86 günde yirmi beş oturum gerçekleştirdi. Çalışmaları kolaylaştırmak amacı ile azınlıklar, nüfus mübadelesi ve Bulgaristan'a Adalar denizinde mahreç verilmesi konularında üç alt komisyon kuruldu.

Bu komisyonda en çok müzakere edilen zorlu meseleler Karaağaç, Musul, Boğazlar ve Azınlıklar meselesi idi. Türkler, Batı Trakya için plebisit (halkoylaması) ve Doğu Trakya sınırı için de büyük önemi haiz olan Karaağaç kasabası ve istasyonunun kendilerine verilmesini istiyordu. Müttefikler ve Balkan devletleri, buna şiddetle kaşı çıkıyordu. Musul hususunda Türk tezi, Misâk-ı Millî'de belirtilen tarihî, siyasî, coğrafî, etnik nedenlere dayanıyordu. Bu mesele, İngilizler içinse petrol davasının bir parçasıydı. Boğazlar konusunda Türkiye, ticaret gemilerine serbest dolaşım tezini savunmakta idi. Buna karşılık İngiltere, Sevr'de kabul edilen ağır hükümlerin geçerli olmasını istiyordu. Azınlıklar meselesi de konferansı uzun süre uğraştıran ihtilaflı konulardan biriydi. Türkler, büyük devletlerin kendi iç işlerine karışmalarına vesile saydıkları azınlıklar konusunda hassasiyet gösteriyorlardı. Bu amaçla mübadeleden yana idiler. İngiltere, bu hususu Türklere karşı önemli bir propaganda aracı olarak görüyordu. Müttefikler de aynı görüşte idi. Bu konuda, Ermeniler için ayrı bir yurt talep ediliyor, Hıristıyanlar için genel af ve bazı ayrıcalıklar isteniyordu. Uzun ve sert geçen müzakerelerden sonra yalnızca Yunanistan ile Türk ve Rum nüfus mübadelesi ve sivil tutuklular ile savaş tutsaklarının karşılıklı olarak iadesi konularında uzlaşılabildi.

2. Yabancılara Uygulanacak Rejim Komisyonu

2 Aralık 1922'de İtalyan baş delegesi Marki Garroni'nin başkanlığında çalışmalarına başlayan Yabancılara Uygulanacak Rejim Komisyonu'nda, Türkiye için hayatî mesele olan kapitülasyonlar, Türkiye'de ecnebilerin/yabancıların tabî olacakları usûl tartışmaya açıldı. Komisyon 5 oturum halinde meseleleri tartıştı. Bu komisyonun çalışmalarına yardımcı olması için de üç ayrı alt komisyon kuruldu. Birinci alt komisyon, yerleşme hakkı ve yargı rejimi bakımından Türkiye'de yabancı gerçek ve tüzel kişilerin hukukî durumlarını; ikinci alt komisyon, ekonomik rejim konusunda yabancıların hukukî durumlarını ve üçüncü alt komisyon da uyrukluk ve arkeolojik araştırmalarla ilgili meseleleri görüşecekti.

Bu komisyonun ana meselesi, ecnebilerin kapitülasyonlardan dolayı elde ettikleri haklardı. Türkiye, millî egemenliğin önündeki bu büyük engeli tarihinden söküp atmak niyetinde idi. Müttefikler, kapitülasyonlar rejiminin bağımsız bir devletin egemenlik haklarını kısıtlayıcı nitelikte olmasından dolayı Türkiye'nin kapitülasyonların kaldırılması talebini haklı bulmakla beraber, o güne kadarki müktesebatın garanti altına alınmasını istiyorlardı. Türk ve Müttefik görüşleri arasında büyük bir uçurum bulunuyordu. Birinci dönemde müzakerelerin çıkmaza girmesinin ana konularından birisi bu idi. Nitekim bu hususta Türkiye'nin kararlı olduğunu göstermek için İsmet Paşa, görüşmelerin çıkmaza girdiği bir anda kesin tavrını koymuş ve "Meşru hakimiyetimizi tanıdığınız gün sulh olmuştur." diyerek barışın geleceğinin kapitülasyonların kaldırılmasına bağlı olduğunu bildirmiştir. 

3. İktisat ve Maliye Sorunları Komisyonu

27 Kasım 1922'de Fransız baş delegesi Mösyö Barer'in reisliğinde açılan İktisat ve Maliye Sorunları Komisyonu'nda; konferansın ana davalarından Düyûn-ı Umûmiye İdaresi, Osmanlı borçları, İtilaf Devletlerinin işgal masrafları, Yunanlıların Anadolu'da yaptıkları tahribata karşılık Türkiye'nin talep ettiği tamirat parası, sağlık işleri, sigorta, haklar ve mallar ile Türkiye'nin ticaret rejimi gibi konular ele alındı. Bu meseleleri bir an önce karara bağlamak üzere dört alt komisyon kuruldu. Bunlar, sağlık işleri alt komisyonu, iktisat sorunları alt komisyonu, maliye sorunları alt komisyonu, gümrük ve ticaret rejimi alt komisyonu idi.

 Müttefikler hazırladıkları 73 sayfa, 160 madde ve 9 ekten ibaret olan anlaşma projesini 30 Ocak 1922'de Türklere verdiler. İlgili proje adeta Türklerle barış için değil Türkiye'nin egemenlik haklarını elinden almak amacı ile hazırlanmıştı. 

Müttefikler, Türkiye'nin bu ağır şartları kabul ederek bir an önce imzalamasını talep ettiler. 31 Ocak ile 4 Şubat 1923 tarihleri arası, Türk heyeti için en sıkıntılı anlardı. Ancak Türk millî egemenliğine aykırı kayıtlarla dolu olan bu metnin kabulü mümkün değildi. Nitekim Türk tarafı, 4 Şubat Pazar günü teklifini Müttefiklere sundu. Bu teklifte Musul'u bir yıl içerisinde halletmek, diğer arazi ve hudut şartlarını kabul, Boğazlar, azınlıklar ve ticaret mukavelesi hususunda ittifak olduğu şekliyle barış yapmak ve muallâk/belirsiz bulunan diğer malî ve iktisadî meseleleri bilâhâre görüşmek gibi şartlar bulunuyordu. İki proje arasında uzlaşma sağlanamadı ve 86 günden beri devam eden görüşmelere ara verildi. İsmet Paşa'nın tabiri ile Türkler, esaret altına girmeyi kabul etmemişlerdi. Bir dönemin neticesi olarak ortada sadece Yunanistan ile imzalanmış iki protokol bulunuyordu. Bunlar, Sivil Tutukluların Geri Verilmesi ve Savaş Tutsaklarının Mübâdelesi ile Türk ve Rum Nüfus Mübâdelesi'ne ilişkin sözleşmeler idi.

Müzakerelerin bu şekilde kesilmesi üzerine heyetler birer birer Lozan'dan ayrıldılar. İsmet Paşa, barışa olan samimiyetinden dolayı Lozan'ı en son terk eden heyet başkanı oldu.

Konferansta Ara Dönem (5 Şubat-22 Nisan 1923)

Konferansın kesilmesi üzerine Türk heyeti, 20 Şubat 1923'te Ankara'ya döndü. İsmet Paşa, 21 Şubat 1923'te TBMM gizli oturumunda konferansın üç aylık gidişatı hakkında uzun bir konuşma yaptı. Türk talepleri karşısında müttefiklerin oluşturdukları ittifakı anlattı. Sıra ile müzakere edilen konular hakkında milletvekillerine bilgi verdi. Burada dikkat çeken önemli bir husus, konuşma esnasında İsmet Paşa, Karaağaç'ı terk etmeyi kabul ettiklerini milletvekillerinden gizlemişti. Yapılan konuşmalardan, Türk heyetinin Karaağaç hakkında hâlâ ısrarlı olduğu anlamı çıkıyordu. Hâlbuki o, 4 Şubat tarihli karşı projede bu toprak parçasından vazgeçtiklerini bildirmiş bulunuyordu. Bu durumu sezen bazı milletvekilleri, tepkilerini ortaya koydular. Bu ise tartışmaların gerginleşmesine sebep oldu. Bu tartışmalardan sonra Meclis, 24 Şubat - 6 Mart tarihleri arasında gizli oturumlarında Müttefik projesini gündeme aldı. Müzakereler, Müttefik projesinin okunması, buna karşılık Türk görüşü ve tartışmalar şeklinde geçiyordu. Nihayet Türk projesinin ortaya çıkışı ile bu konudaki müzakerelere son verildi.

Türk heyeti, hazırlanan bu projeyi 8 Mart 1923'te bir nota ile müttefik devletlere gönderdi. Muhtırada birinci dönem müzakereleri ve Türk tarafının barış uğruna bu güne kadar yaptığı fedakârlıklar anlatılıyordu. Müttefikler, 21-28 Mart tarihleri arasında Londra'da toplanarak Türk teklifini müzakere ettiler. Kendi tekliflerinde herhangi bir değişiklik yapmayarak Türk tarafının ileri sürdüklerini tartışabileceklerini söylediler. Bu karar bir nota halinde 31 Mart'ta Türk Hükûmeti'ne sunuldu. Türk Hükümeti, 8 Nisan'da verdiği muhtırada bazı çekincelerle beraber, 23 Nisan'da Lozan'da bulunacağını bildirdi.

Konferansın kesildiği bu dönemde siyasî cephede bunlar olurken askerî cephede de gerginlik yaşanıyordu. Türk ve Yunan orduları bir süreden beri harekât hazırlıkları içindeydi. Bu hareketlenme İsmet Paşa'nın Lozan'dan konferansın kesintiye uğrayabileceğini bildiren telgrafı üzerine, daha 21 Aralık 1922'de başlamıştı. Başbakan Rauf Bey ve Başkumandan Mustafa Kemal Paşa, 21 Aralık'ta Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'ya ayrı ayrı telgraf çekerek askerlerin muhtemel bir harekâta hazır bulunmalarını istediler. Hazırlanan harekât plânına göre; müzakerelerin kesilmesi durumunda ordular ilk olarak Boğazları tutacak, Boğazlardan düşman gemilerinin geçişleri yasaklanacak ve Anadolu yakasındaki İngiliz kuvvetleri denize dökülecekti. Trakya'da bulunan Refet Paşa da kuvvetleri ile beraber İstanbul üzerine yürüyecekti.

Türk kuvvetleri hazırlıklarını yapmış beklerken 9 Ocak 1923'te Yunanistan'ın Karaağaç'ı işgal ettiği haberleri geldi. Bunun üzerine İtilaf Devletleri temsilcileri ile Türk yetkililer arasında kritik yazışmalar yapıldı. Türk Hükümeti, üç gün içerisinde İzmir'deki İtilaf Devletleri gemilerinin çekilmesini istedi. Aynı dönemde ordunun moralini yükseltmek ve alınan tedbirleri yerinde görmek amacı ile Başkumandan Mustafa Kemal Paşa, yanında Fevzi ve Kazım Karabekir Paşalar olduğu halde Garp Cephesi'ni teftiş ediyordu. Bu gerginlik, konferansın ara döneminde de devam etmiş, taraflar askerî konularda birbirlerini suçlamışlardır. Bu durum ikinci dönem müzakerelerinin başlaması ile sona ermişse de müzakerelerin gidişatına bağlı olarak zaman zaman yeni gerginlikler yaşanmıştır.

İkinci Evre (23 Nisan - 24 Temmuz 1923)

İkinci dönem müzakereleri, 23 Nisan 1923'te başladı. İlk gün, dört saat süren toplantıdan sonra konferansın çalışma prensipleri ve komisyonların kurulması gerçekleştirildi. Bu dönemde komisyonlar, komite adı ile çalışmalarını sürdürdüler. Siyasî, malî ve iktisadî işleri görüşmek üzere üç ayrı komite kuruldu. Müzakereler, bir gün sonra başladı. Bu defa komiteler, Türklerin mukabil tekliflerini konularına göre ve maddeler itibarı ile tartışmaya başladılar. Birinci komite 13, ikinci komite 9, üçüncü komite 11 oturum gerçekleştirdi. Alt komisyonlar yerine uzmanlar toplantıları yapıldı. Resmî müzakerelerin yanı sıra özel görüşmeler de gerçekleştirildi.

Böylece üç komitedeki verimli çalışmalar neticesinde konferansta önemli bir mesafe alınmış olundu. Bir taraftan resmî müzakereler yapılıyor, diğer taraftan özel görüşmeler sayesinde teferruata dair sorunlar birer birer çözülüyordu. Birinci döneme göre konferans hızlı bir tempo ile ilerlemişti. Bu arada Türk heyeti, Lozan'da bir de bayram geçirmişti. Bayram, kutlamalarına Lozan'daki Türklerin yanı sıra Müttefik devletlerin temsilcileri de katıldılar. Bayram taraflar arasındaki havayı ılımlı hale getirmekte bir hayli etkili olmuştu.

Antlaşmanın İmzalanması (24 Temmuz 1923)

Müzakereler, 17 Temmuz Salı günü tamamlanarak sıra son hazırlıkların yapılması ve antlaşma metninin imzalanmasına gelmişti. İmza töreni, 24 Temmuz 1923 Salı günü Lozan Üniversitesi merasim salonunda yapıldı. İlk imza için Türk heyeti çağrıldı. İsmet Paşa, antlaşma metni ve ek sözleşmeleri yedi düvele karşı zafer kazanmış büyük bir kumandan edası ile Atatürk'ün kendisine hediye ettiği altın kalemle imzaladı. 


Atatürk'ün İsmet Paşa'ya hediye ettiği kalemİsmet Paşa Lozan'ı imzaladı



Ardından Rıza Nur ve Hasan Saka imza koydular. Bunu sırası ile İngiltere Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Belçika ve Portekiz delegelerinin imzaları takip etti. Son olarak, İsviçre Konfederasyonu Başkanı bir kapanış konuşması yaptı. Böylece Birinci Dünya Savaşı tarihe karışmış ve Türkiye ile Batılı devletler arasında yeni bir dönem başlamış oldu.

Antlaşma, Lozan'da, 24 Temmuz 1923 tarihinde (Fransızca) tek bir nüsha olarak düzenlenmiştir; bu nüsha Fransa Cumhuriyeti Hükümeti'nin arşivlerine konulacak ve bu hükümet, imzacı devletlerden her birine, bunun doğruluğu onaylanmış birer örneğini verecektir.


Lozan Antlaşması'nın Osmanlıca kopyası

143 maddeden oluşan Lozan Antlaşması, TBMM'de 23 Ağustos 1923'te oylamaya katılan 227 milletvekilinden 213'ünün oyunu alarak tasdik edildi. Müttefik Devletlerden Antlaşmayı ilk onaylayan İtalya idi (11 Ocak 1924). İngiltere, 6 Mart'ta Lordlar Kamarası'nda, 10 Nisan 1924'te de Avam Kamarası'nda onaylamıştır. Fransa ise gecikmeli olarak 26 Ağustos 1924'te Mecliste, bir gün sonra da Senatoda oylayarak onaylamıştır.






Lozan Barış Antlaşması ve Çözümlenen Meseleler


1. Sınırlar ve Arazi Meselesi

A. Trakya Sınırı

Sevr: Bütün Doğu Trakya, Yunanistan'a bırakılmış ve Edirne için özel bir idarî statü tanınmıştır.

Misâk-ı Millî: Karaağaç dahil bütün Doğu Trakya Türkiye'de kalacaktı.

Talimatname: 1914 hududunun istihsaline çalışılacak.

Lozan: Yunanistan ile Karaağaç dahil Meriç nehri mecrası sınır olacak, Bulgaristan ile 1915 sınırı esas alınacaktı ve Trakya sınırının her iki yakası askerden arındırılacaktı.

B. Suriye Sınırı

Sevr: Adana, Antep, Urfa Suriye'de kalacaktı.

Misâk-ı Millî: Mondros Mütarekesi imzalandığı tarihte düşman işgaline alınmamış topraklar Türk'tür.

Talimatname: Re'si ibn Hani'den itibar ile Harim, Müslimiye, Mesken'e badehi Fırat yolu, Deyrizor, Çöl nihayet Musul vilayeti cenub hududuna vasıl olur.

Lozan: 20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması ile elde edilen sınırlar temin edildi.

C. Irak Sınırı

Sevr: Bütün Doğu Anadolu Türklerden alınıyordu.

Misâk-ı Millî: Musul ve Süleymaniye, Mondros Mütarekesi imzalandığı tarihte işgal altına alınmadığı için Türk sınırları içinde kabul edilmekte idi.

Talimatname: Süleymaniye, Kerkük ve Musul livaları istenecekti.

Lozan: Antlaşma metninin 3. maddesinde; "Türkiye ile Irak arasındaki hudut, dokuz ay zarfında Türkiye ile İngiltere arasında yapılacak görüşmeler neticesinde halledilecektir. Tayin edilen müddet zarfında iki Hükûmet arasında uzlaşma temin edilemediği takdirde mesele, Cemiyet-i Akvam Meclisi'ne arz olunacaktır" hükmü bulunuyordu.

Sevr: Ege ve Akdeniz adaları İtalya ve Yunanistan'a bırakılıyordu.

Misâk-ı Millî: Herhangi bir kayıt yok.

Talimatname: Sahillerimize pek yakın olan meskûn ve gayr-ı meskûn adaların behemehal ilhakı.

Lozan: 12 Ada İtalya idaresinde, İmroz, Bozcaada ve Tavşan Adaları Türkiye'de ve diğer Ege adaları Yunanistan'da kalıyordu. Adalar silahtan arındırılmış bölgeler olacaktı.

D. Mezarlıklar Meselesi

Lozan'a göre; Gelibolu yarımadasında ecnebi mezarlıkları güvence altına alınmıştır.

2. Boğazlar Rejimi

Sevr: İstanbul ve Boğazlar için Müttefik devletler azalarından oluşacak bir Boğazlar Komisyonu kurulacaktı. Boğazlardan geçişi bu komisyon tanzim edecekti.

Misak-ı Millî: Türklerin hakimiyetinde olmak kaydıyla serbest geçiş temin edilecektir.

Talimatname: Boğazlarda ecnebi kuvve-i askeriyesi kabul edilemez.

Lozan: Türk murahhas başkanlığında Boğazlar Komisyonu kurulacak, savaş ve barış dönemlerinde değişen statülere göre denizden ve havadan serbest geçiş sağlanacaktı. Ayrıca boğazların her iki yakası askerden arındırılacaktı.

3. İstiklâl Rejimi

A. Kapitülasyonlar

Sevr: Muhtevası daha genişletilerek evvelce faydalanamayan devletler halkına da şamil kılınarak geri gelmesi kabul edildi.

Misâk-ı Millî: Millî ve iktisadî inkişâfımızın temini, daha asrî muntazam bir idarenin kurulması için her devlet gibi bizim de bağımsızlığımızın gelişmesi ve tam bir serbestliğe mazhar olmamız hayat ve bekamızın temelidir. Bu sebeple siyasî, adlî ve malî inkişâfımıza mani kayıtlara muhalifiz.

Talimatname: Kapitülasyonlar kabul edilemez. İnkıtâ'-ı müzakere lazım gelirse yapılır.

Lozan: Kapitülasyonların bütünü ile kaldırıldığı doğrulandı. Müttefiklere tanınan bazı ayrıcalıklar geçici sözleşmelerle düzenlendi.

B. Yabancı Okullar ve Kurumlar

Lozan: Müttefiklerin daha önceden Türkiye'de açtıkları, eğitim, hayır ve dinî kurumları, Türkiye Devleti'nin kanunlarına göre hareket etmek şartı ile faaliyetlerini devam ettirebileceklerdir.

C. Azınlıklar Meselesi

a. Ermeni Yurdu Meselesi

Sevr: Doğu Anadolu vilayetlerinde Amerika Birleşik Devletleri müzaheretinde bir Ermeni Devleti kurulması kabul edilmişti.

Misâk-ı Millî: Doğu Anadolu, Türk vatanının bölünmez bir parçası olarak kabul ediliyordu.

Talimatname: Ermeni yurdu mevzu-ı bahis olamaz. Olursa müzakereler kesilir.

Lozan: İtilaf Devletleri tarafından azınlıklar meselesi görüşülürken gündeme getirilen bu mesele, Türkiye'nin sert tepkisi ile reddedilerek müzakerelerden çıkarılmıştır.

b. Patrikhane Meselesi

İstanbul'daki Rum Ortodoks Patrikliği Türkiye'de bırakılmıştır.

c. Genel Af Meselesi

Türkiye, İtilaf Devletlerin isteği ile Türkiye'de yaşayanlar için "Yüzellilikler" hariç olmak üzere genel af ilân etmiştir.

4. Rum-Türk Ahali Mübadelesi

Misâk-ı Millî: Azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki Müslüman halkların da aynı haklardan faydalanması ümidi ile benimsenip güvence altına alınacaktır.

Talimatname: Esas mübadeledir.

Lozan: İstanbul Rumları ve Batı Trakya Müslümanları hariç olmak üzere Türkiye ile Yunanistan'da bulunan Türk ve Rum ahali, karşılıklı olarak mübadele edileceklerdi. Bu mübadiller, Türkiye ve Yunan Hükümetlerinin müsaadesi olmadıkça bir daha buralara yerleşemeyeceklerdi.

5. Malî ve İktisadî Hükümler

A. Osmanlı Devlet Borçları

Sevr: Türkiye'nin maliyesini idare etmek üzere İtilaf devletleri temsilcilerinden oluşan bir komisyon kurulacak, bu komisyon Düyün-u Umûmiye varidatı hariç ülkenin bütün gelirlerini toplayacaktı. Düyün-u Umümiye gelirleri de doğrudan ve bütün Türkiye'ye teşmil edilerek toplanacaktı.

Misâk-ı Milli: Malî ve iktisadî gelişmemizi engellememek kaydı ile borçların ödenmesi kabul edilmekte idi.

Talimatname: Bizden ayrılan yerlere tevzii. Yunan'a devri, yani tamirata mahsubu. Olmadığı takdirde 20 sene tecil ve tevsiye. Düyün-u Umûmiye idaresi kalmayacaktır. Müşkülât zuhürunda sorulacaktır.

Lozan: Lozan Konferansı'nda Osmanlı Devlet borçları, topraklarından ayrılan ülkeler arasında pay edilerek ödenecekti. Ayrıca Düyün'u Umûmiye İdaresi kaldırılacak ve borçların ödenmesi Milletler Cemiyeti nezaretinde bir komisyon aracılığı ile yapılacaktı.

B. Harp Tazminatı ve Tamirat Meselesi

Müttefikler, Türk tarafından tazminat istemekten vazgeçtiler. Türkiye, Karaağaç karşılığında Yunanistan'dan tamirat bedeli almayacaktı.

Lozan'ın Önemi

Lozan Konferansı ve Barış Antlaşması'nın Türk tarihi açısından büyük bir önemi haizdir. Türk milletini on bir yıl süren savaş döneminden çıkardığı gibi, kapitülasyonlar, Düyün-u Umümiye ve diğer sorunlarıyla Osmanlı Devleti'ni tarih sahnesinde bırakarak çağdaş bir Türkiye Devleti'nin doğumunu gerçekleştirmiştir. Uluslararası ilişkilerde bütün dünya ile Türkiye arasında yeni bir dönem başlamıştır. Lozan Barış Antlaşması senedi, bağımsız ve millî bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti'nin kendisini dünyaya kabul ve tescil ettirdiği bir belge olmuştur.

Bu antlaşma ile Türkiye'nin bugünkü sınırları tanınmış, istiklâl ve hakimiyeti onaylanmıştır. Ayrıca Türkiye, medenî ülkeler içerisinde yerini alarak devletler hukuku açısından dış ilişkilerdeki statüsünü belirlemiştir.

Antlaşma’yı, TBMM 23 Ağustos’ta onayladıktan sonra ve işgal güçleri, silahlarıyla birlikte Türkiye’den ayrılmaya başladılar. “Generalleri ve askerleriyle” son birlikler, 2 Ekim 1923 Salı günü, Dolmabahçe önünde, “Türk bayrağını ve Türk askerlerini selamlayarak” denize açıldı. Mustafa Kemal Paşa, 13 Kasım 1918’de Boğaz’da söylediği sonucu elde etmiş, “yüzyıllarca beslenmiş kötü amaçlarla” Türkiye’ye gelenler, “geldikleri gibi gitmişlerdi”.

Ankara, görüş ve isteklerini büyük oranda Batıya kabul ettirmiş, ulusal egemenlik haklarına yönelik ana amacı etkilemeyen ve çoğu geçici kimi uzlaşmalarla barış sağlanmıştı. Son iki yüz yılda, Türklerin Avrupa'ya karşı kazandığı tek siyasi başarı olan bu antlaşma, gerçek bir “diplomatik zaferdi”.

“Türkiye, Batı devletleri ve Yunanistan’la arasındaki savaş durumuna son vermiş” Misak-ı Milli sınırlarını ve tam bağımsızlığını kabul ettirmiş, ezilen uluslara emperyalizmin yenilebileceğini göstermişti. Fransız Robert Lambel’in söylemiyle, “Türkiye artık Osmanlı İmparatorluğu değildi” ve yeni Türk Devleti elde ettiği başarıyı, “Mustafa Kemal’in dinamizmiyle başından beri coşturduğu Ankara’daki milliyetçilerin başa çıkılmaz iradesine borçluydu”.

Kurtuluş Savaşı ve onun politik sonucu Lozan Antlaşması, hem Batının gelişmiş ülkeleri hem de Doğunun ezilen ulusları üzerinde 20.yüzyıla yön veren büyük bir etki yaptı. Kısa süre içinde Türkiye’nin sorunu olmaktan çıkarak evrensel boyutlu bir bağımsızlık simgesi haline geldi. Askeri ve hemen ardından gelen siyasi başarı, emperyalist tutsaklıktan kurtulmak isteyen sömürge ve yarı-sömürgelerde büyük bir uyanış sağladı, onlara örnek oldu.

Tarihçi Nobert Von Bischoff’un, “Türk silahlarının, kazandığı zaferi, uluslararası hukukun kütüğüne geçirmesidir.” diye tanımladığı Lozan Antlaşması'nın önemini büyük önderimiz Atatürk'ün şu sözleri çok iyi anlatmaktadır: 
"Bu antlaşma, Türk milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması'yla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastın yıkılışını ifade eder bir vesikadır. Osmanlı devrine ait tarihte örneği bulunmayan bir siyasî zafer eseridir."

Kaynaklar:
Belgelerle Lozan, Sevtap Demirci
Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923), Yrd. Doç. Dr. Veysi Akın 
(http://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=354161)
Lozan'ın Önemi, Metin Aydoğan
(http://kuramsalaktarim.blogspot.com.tr/2015/07/lozanin-onemi.html#more)

        







Related Posts with Thumbnails Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...