2 Ağustos 2015 Pazar

Bozkurt-Lotus Olayı ve Cumhuriyet'in Hukuk Zaferi

Lotus Gemisi

2 Ağustos 1926 günü Kuruçeşme’den Mersin’e doğru yola çıkan kömür yüklü Türk Vapuru Bozkurt ile Lotus isimli Fransız ticaret gemisinin Adalar Denizi’nde Midilli adasının 5-6 mil ötesinde Sığrı açıklarında çarpışması sonucunda Türk vapuru Bozkurt batmış ve 8 Türk gemici ölmüştür. Lotus gemisi kazadan sonra denizden kurtarabildiği Türk tayfalarını alarak ertesi gün İstanbul’a gelmiştir. Bu aşamada ölenlerin yakınlarının şikâyette bulunmaları üzerine İstanbul'da Türk yargı makamları tedbirsizlik ve ihmal yüzünden ölüme sebebiyet verme suçundan hem Bozkurt gemi kaptanı Hasan Bey'i hem de kaza sırasında Lotus'da nöbetçi kaptan olan Mösyö Demons'u tutuklamıştır.  Bu kararı Fransa Hükümeti protesto etmiş ve Türkiye’nin açık denizlerde meydana gelmiş olan bir kazadan dolayı Fransız vatandaşını yargılama hakkına sahip olmadığını iddia etmiş ve süvari Jan Demons’un derhal salıverilmesini talep etmiştir. Bu talep Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından reddedilmiş ve konuyu çözmek için Lahey Uluslararası Daimi Adalet Divanı’na gidilmesi teklif edilmiş ve Fransa Hükümeti’nin oluruyla dava Lahey’e götürülmüştür.

Bozkurt-Lotus Davası



Hükümet, Türk Ceza Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca davaya Türk mahkemelerinin bakacağını ileri sürmüştür. Söz konusu maddeye göre, davanın açılması için Adalet Bakanı'nın talebi veya kazadan zarar görenlerin şikayetçi olması yeterlidir. Bu olayda da Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey, davanın Türk mahkemelerinde görülmesi kararını vermiş ve konu İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne havale edilmiştir. Davaya, 28 Ağustos 1926'da başlanmıştır. Mösyö Demons, Türk mahkemelerinin yetkisiz olduğunu iddia etmiş, Mahkeme ise yetkili olduğuna karar vermiştir. 

Bu olay, Türkiye ile Fransa arasında önemli bir anlaşmazlık yaratmıştır. Fransa, diplomasi yollarıyla Türkiye'nin yetkisizliğinde ısrarla, Fransız nöbetçi kaptanın tahliyesini istemiştir. Türkiye bu talebi reddederek 2 Eylül 1926 tarihinde, Fransa kabul ettiği takdirde "ihtilafın La Haye'deki Mahkemenin yargı yetkisine gönderilmesine hiçbir itirazının olmayacağını" deklare etmiştir. Bu görüş Fransa tarafından benimsenmiş ancak Divan hükmünü verinceye kadar ikinci kaptan Demons'un tahliye edilmesini tekrar talep etmişlerdir. Ağır Ceza Mahkemesi de bilirkişi heyetinin raporu hazırlanıncaya kadar tahliyeye lüzum görmemiştir. 12 Eylül 1926 tarihli celsede bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan rapor görüşülmüştür. Rapora göre, kaza sırasında her iki kaptanın da yanlış davrandıkları sabittir. Nitekim kaptanlar, raporda belirtilen hususları kabul etmişlerdir.

İkinci kaptan Demons, rapor mahkemede görüşüldükten sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını içeren bir dilekçeyi mahkemeye vermiş, Mahkeme konuyu savcıya havale etmiş, savcı ise kefalet ödendiği takdirde tutuksuz yargılamanın mümkün olabileceği yönünde karar vermiştir. 6 bin liralık nakdi kefalet ücretiyle Lotus'un ikinci kaptanı Jean Demons 13 Eylül günü tahliye edilmiştir.

Mahkeme, 15 Eylül 1926 tarihinde Fransız nöbetçi kaptanı 80 gün hapis ve 22 lira para cezasına, diğer taraftan Türk süvarisi Hasan Kaptan’ı da 4 ay ağır hapis ve 33 lira para cezasına çarptırmıştır. 

Bu hususta Tahkimname 12 Ekim 1926 tarihinde imzalanmıştır. İlk metinde Divan'a "Türkiye, ikinci kaptan Demons'u tevkif etmekle devletlerarası hukuka uygun hareket etmiş midir?" sorusu sorulmakta iken Mahmut Esat Bey'in müdahalesi ile soru değiştirilmiştir. Bu Tahkimnameye göre Divan'ın şu hususlarda karar vermesi gerekmektedir:

"1. Türkiye, Bozkurt'un sekiz Türk denizci ve yolcusunun ölümü ile sonuçlanan batması neticesinde, çatma anında Lotus'un güvertesinde nöbetçi kaptan olan mösyö Demons'a karşı Türk hukuku gereğince ceza yargılaması başlatması ile 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan İkamet ve Adli Salahiyet Sözleşmesinin 15. maddesini ihlal etmek suretiyle devletler hukuku prensiplerine aykırı hareket etmiş midir? Etmişse, bu hareketi hangi prensiplere aykırıdır?

2. Eğer cevap olumlu ise devletler hukukunun prensipleri mucibince benzeri durumlarda tazminat ödenmesi koşuluyla, mösyö Demons'a ne kadar tazminat ödenecektir?"

La Haye'de Türkiye'yi dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey başkanlığındaki bir heyet savunmuştur.
















Mahmut Esat Bey, bu konuyu anılarında şöyle anlatmaktadır:

“Bir gün Atatürk beni nezdlerine çağırdılar, meseleyi bir daha izah etmemi istediler. Anlattım ve sözlerimi şöyle tamamladım:

Paşam, La Haye Adalet Divanı’na gidelim. Kimin haklı olduğu orada meydana çıksın. Ben hakkımızdan eminim, müsaade ederseniz davamızı ben müdafaa edeyim. KAYBEDERSEM BİR DAHA MEMLEKETE DÖNMEM FAKAT KAZANACAĞIZ!.. Hem Adalet Divanı’nın önüne gitmeden Fransızların dediğini yapacak olursak Fransız Devleti’nin tehditleri karşısında boyun eğmiş olacağız, bu da onlara diğer meselelerde aynı tehditleri ileri sürme cesaretini verecektir. Halbuki La Haye Divanı’na gidersek davayı kaybetsek dahi şeref ve haysiyetimiz zedelenmez zira milletlerarası bir mahkemenin hükmüne uymak şerefsizlik değil bilakis büyük bir şereftir.

Bu sözler üzerine Atatürk bana, ‘Güle güle git, KAZANACAKSIN, KAZANAMASAN BİLE MEMLEKET SENİ BAĞRINA BASACAKTIR!’ dedi.”

Karar

Lahey Adalet Divanı 7 Eylül 1927 tarihinde verdiği kararda, Lozan Barış Antlaşması’nın 28. maddesi gereğince Türkiye’de kapitülasyonların kaldırıldığını, Türk adli makamlarının yaptığı yargılamamanın Tahkimname’de belirtilen Lozan Antlaşması’nın İkamet ve Adlî Salâhiyet Sözleşmesi’nin 15. maddesine aykırı olmadığını tespit etmiştir. Divan; ulaştığı yargılar sonucunda Tahkimnamede belirtilen maddeler gereğince Türkiye’nin hukuk-ı düvel prensiplerine aykırı hareket etmediği ve dolayısıyla Mösyö Demons’a tazminat ödemesinin söz konusu olmadığını belirtmiştir ve Divan kararını, Divan Başkanının da onaylamasıyla oy çokluğu ile almıştır.

Atatürk, Türkiye'ye bu zaferi kazandıran Mahmut Esat'a 1934'te "BOZKURT" soyadını vermiştir. 

Sonuç

Batılı devletlerin kapitülasyonların fiilen devam ettirilmesi niyeti, Bozkurt-Lotus kararı ile sona erdirilmiştir.

Türkiye, daha sonraki gelişmelerde uluslararası toplumda kabul edilmiş ve Bozkurt-Lotus kararının etkisi ile uzun süre kendine olan güvenini devam ettirmiştir.

Divan’da açıklanan karar ile birlikte Lozan Antlaşmasının Adli Sâlahiyetlerle ilgili hükümleri Türkiye’nin yabancılara uygulayacağı adli kovuşturmaları sınırlamadığı, aksine Türk adli makamlarının yetkinliğini, diğer çağcıl devletlerin seviyesine yükseltmiş olduğunu kanıtlamıştır.

Mahmut Esat Bey’in Divan da umumi celselerde savunduğu gibi Türkiye Lozan Antlaşması’nın ilgili hükmü gereğince “…bütün milletlerde müşterek olan uluslararası usulden hiçbir kayd ve [sınırlama] olmaksızın istifade etme hakkını” kazanmıştır.

Bu kararla birlikte asırlarca Osmanlı Devleti kendi sınırları içinde suç işleyen yabancıları sorgulayamazken artık Türkiye’nin sadece kendi ülkesine suç işleyen yabancıları değil, yurt dışında bir Türk vatandaşına karşı suç işleyen yabancılara karşı yargılama yetkisine haiz olduğu ve bununda uluslararası hukuka aykırı olmadığı tescillenmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Lozan Antlaşması ile kazandığı adli yetkinliğini kullanmayı, Lahey Uluslararası Adalet Divanı kararıyla perçinlemiştir.

Lozan’da kaldırılan kapitülasyonların fiili olarak tekrar faaliyet sahasına geçirilmesi önlenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti, medeni devletler arasındaki bağımsız ve saygın konumunu sağlamlaştırmıştır.

Atatürk'ün Bozkurt heykeli

Lahey Adalet Divanı, bir bozkurt heykeli yaptırarak Mustafa Kemal’e hediye olarak göndermiştir.

Kaynaklar
Cumhuriyet'in Uluslararası Hukuk Alanındaki İlk Başarısı: Bozkurt Lotus Davası, Mustafa BALCIOĞLU-Mehmet Akif KÜTÜKÇÜ
Bozkurt-Lotus Davası ve Genç Türkiye'nin Hukuksal Yetkinliği, Alper ERSAYDI
Genç Cumhuriyetin İlk Hukuk: Zaferi Bozkurt-Lotus Davası, Stj. Av. H. Burak KARAKUŞ
Tarih Tarih ( https://www.facebook.com/TarihtarihSayfasi/posts/671058049694773?comment_id=671571506310094&reply_comment_id=671577539642824&total_comments=5&comment_tracking=%7B%22tn%22%3A%22R6%22%7D)

Related Posts with Thumbnails Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...