8 Ağustos 2015 Cumartesi

Erzurum Kongresi (23 Temmuz - 7 Ağustos 1919)

Mustafa Kemal Atatürk, Erzurum Kongresi

Türk İstiklâl Mücadelesi’nin ana ilke ve prensiplerinin tespit ve tayin edildiği, Türkiye Cumhuriyeti’nin fikri ve siyasî temellerinin atıldığı Erzurum Kongresi; memleket genelinde uyandırdığı yankı ve sonuçları bakımından Milli Mücadele Hareketi’nin en önemli dönüm noktalarından birisini teşkil etmektedir. Büyük ölçekte sivil bir hareket olarak ortaya çıkan Erzurum Kongresi, siyasî hayatında ilk kez Mustafa Kemal Paşa’yı (seçilerek) bir göreve getirmiş, ona Millî Mücadele’de önderlik yolu açmıştı. Vilâyât-ı Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin (VŞMHMC 2 Aralık 1918’de İstanbul’da eski valilerden Harputlu Ahmet Nedim Bey başkanlığında resmen kurulmuş ve amaçlarını şöyle açıklamıştı: "Doğu Anadolu’nun Ermenilere verilme isteklerine karşılık bu toprakların Türk yurdu olduğunu fikri, siyasî ve ilmi açıdan ispat etmek, gerekirse bu uğurda silahlı mücadeleye girişmek, Vilâyât-ı Şarkiyye’deki halkın dini, millî ve siyasî hukukunu korumak; her türlü gelişme ve kalkınmasını sağlamak, Ermeni mezalim ve cinayetlerine engel olmaktı.") Erzurum şubesi tarafından düzenlenen Erzurum Kongresi, her ne kadar mahallî bir kongre olarak düzenlenmişse de aldığı kararlar bakımından ulusal bir kongredir. Yani şeklen bölgesel, aldığı kararlar bakımından genel bir kongredir.

Şehirde bulunan ordunun da tam desteğini alarak ileride yapılacak olan olağanüstü kongre çalışmaları için hazırlıklara başlayan VŞMHMC’nin Erzurum şubesi, bu amaçla 17 Haziran 1919 tarihinde Cemiyet Başkanı Hoca Raif başkanlığında Erzurum’a bağlı sancak ve kazalardan gelen 21 delegenin katılımıyla beş gün sürecek bir “Vilayet Kongresi” düzenledi. Bu önemli toplantı sonucunda Trabzon’daki cemiyetle (Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti) anlaşarak 10 Temmuz 1919’da Erzurum’da “Doğu Vilayetleri Kongresi” toplamaya karar verdi.

VŞMHMC’nin Erzurum şubesi, çalışmalarını başlattıkları tarihî kongreye M. Kemal Paşa’yı, Kâzım Karabekir Paşa vasıtasıyla büyük bir onur duyarak davet etti.

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bu kongreye gelmeleri hem bölgede sürdürülen Müdafaa-i Hukuk hareketlerine çok büyük bir umut ve destek olacak hem kongrenin havası değişecek, hem de yerli ve yabancı basın-yayın organları sayesinde Doğuda olup bitenler bir kez daha gündeme gelecekti. Mustafa Kemal Paşa için de Erzurum ve çevresi oldukça önemliydi. Bu şehrin durumunu ve önemini çok yakından bilen M. Kemal Paşa, aynı zamanda ordusunu terhis etmeyen yakın arkadaşı Kâzım Karabekir’in davetini memnuniyetle kabul etmişti. Türk İnkılâbı’nın mimarı olan Mustafa Kemal Paşa, Samsun’da başlayan Amasya, Erzurum, Sivas üzerinden geçen ve Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla noktalanan “ulusal iradeyi egemen kılmak” için tarihi yolculuğuna “erler yatağı” dediği Erzurum’u da katıyordu. 25 Haziran 1919’da Amasya’dan Erzurum’a hareket eden Mustafa Kemal Paşa ve heyeti, 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a geldi. Erzurum-Ilıca’da Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ve maiyeti, VŞMHMC Erzurum şubesi üyeleri ve Erzurumluların sevinç ve coşkulu gösterileriyle karşılandı. O gün Erzurum’da tarihi bir gün yaşanıyordu. VŞMHMC Erzurum şubesi ileri gelenleriyle birlikte vakit geçirmeden kongre çalışmalarına başlayan Mustafa Kemal Paşa, bu amaç doğrultusunda oluşturulan “Heyet-i Faale” adı verilen ve beş kişiden oluşan kurulun başına getirildi. M. Kemal Paşa, çok geçmeden 5 Temmuz 1919’da Kâzım Karabekir, H. Rauf Orbay, eski İzmit Mutasarrıfı Süreyya (Yiğit), Ordu Müfettişi Kurmay Başkanı Kâzım (Dirik), Kurmay Binbaşı Hüsrev (Gerede), Dr. Binbaşı Refik (Saydam), Erzurum Valisi Münir (Akaya) Beyler ile hem kongre hem de genel bir durum değerlendirmesi amacıyla bir toplantı yaptı. Memleketin içinde bulunduğu tehdit ve tehlikeleri uzun uzun anlatan M. Kemal Paşa, “milli hâkimiyete dayanan kayıtsız, şartsız müstakil bir Türk devleti” kurmak için çok hızlı bir şekilde teşkilatlanmak gereğini belirttikten sonra, muhtemel tehlikelere karşı göğüs germek azmi ve kararlılığında olmayanlarla birlikte işbirliği yapılamayacağını bildirerek “ya istiklâl ya ölüm!” parolasıyla İstanbul’da iken verdiği tarihi kararı Samsun’a çıktıktan sonra fiili olarak başlatan M. Kemal Paşa, milli mukavemet hareketi nedeniyle İtilaf Devletleri ve Merkezi Hükümet tarafından artan yoğun baskılar nedeniyle 8-9 Temmuz gecesi, tüm resmi görevlerinden ve çok sevdiği askerlik mesleğinden istifa ettiğini, bundan sonra “milletin bağrında bir ferd-i mücahit olarak çalışacağını” duyurdu.

Bu sırada Erzurum’da mütareke şartlarının tetkikatına memur edilen ve dönemin İngiliz Başbakanı Lloyd George’nın yeğeni İngiliz Kontrol Subayı Yarbay Alfred Rawlinson 9 Temmuz’da M. Kemal Paşa’yı ziyaret ederek 10 Temmuz’da bir kongrenin açılacağını işittiğini, kongrenin toplanmamasının daha iyi olacağını, kongreden vazgeçilmemesi halinde kuvvetle dağıtılmasına mecburiyet hasıl olacağını bildiriyordu. Bu tehdide oldukça sinirlenen M. Kemal Paşa, “o halde bizde mecburî ve zarurî olarak kuvvete kuvvetle karşı koyar ve milletin kararını yerine getiririz” diyerek bu tehdidin altında kalmıyordu.

9 Temmuz günü Kâzım Karabekir Paşa, yanında bulunan H. Rauf Orbay’ın da bulunduğu M. Kemal Paşa’yı ziyaret ederek bundan sonra da kendisine hürmet ve samimiyette kusur etmeyeceğini, “hazır ol” vaziyetinde asker selamı verdikten sonra emrinde olduğunu söylemişti. Gerçekten de Kâzım Karabekir Paşa’nın bu davranışı, adeta göz yaşartan bir vefa tablosuydu. İşte bu an Milli Mücadele’nin en kritik tarihi anıydı. Çünkü hiçbir resmi görevi, sıfatı bulunmayan, merkezi hükümetçe tutuklanma emri çıkan M. Kemal Paşa’ya hem 15. Kolordu hem de dik ve kadirşinas tavır ve tutumlarıyla bilinen Erzurumlular sahip çıkmıştı. (M. Kemal Paşa, Erzurumluların kendisine gösterdiği bu teveccühe binaen Erzurumlular tarafından kendisine yapılan hemşehrilik teklifini, büyük bir memnuniyetle 27 Ağustos 1919’da kabul etmişti.)


Daha önceden 10 Temmuz’da yapılacağı duyurulan kongre, M. Kemal Paşa’nın başkanlığında toplanan VŞMHMC Erzurum Şubesi, yeterli delegenin henüz gelememesi nedeniyle 23 Temmuz’da yapılacağını duyurdu. Şehrin idarî ve askerî ileri gelenleri ile bir araya gelen Cemiyet yönetimi, kongre için tüm hazırlıklarını tamamlayıp gerekli güvenlik önlemlerini aldıktan ve Erzurum’a gelen misafirlerin her türlü ihtiyaçları için koşullar hazırlandıktan sonra, Erzurum Kongresi 23 Temmuz 1919 Çarşamba günü okunan dualarla, Kilise Mahallesi’ndeki mektebin salonunda Hoca Raif Dinç’in toplantıya katılanların yoklamasını yaptırması ve açılış konuşması yapmasıyla başlamıştır. Kongreye Erzurum (24), Trabzon (17), Sivas (10), Van (2), Bitlis (3) vilayetleri, ayrıca bu vilayetlere bağlı sancak ve kazalar ile Erzincan Sancağı ve bu sancağa bağlı kazalardan çoğunluğu VŞMHMC üyelerinden oluşan ve çeşitli meslek ve memuriyetlerde bulunan toplam 56 delege katılmış, Elazığ, Diyarbakır ve Mardin illerinden seçilen delegeler çeşitli nedenlerden dolayı kongreye katılamamışlardı. Kolordu Komutanı Kazım (Karabekir)Paşa da toplantıda yoktu. (Kazım Karabekir, Hüseyin Rauf Orbay, Kurmay Başkanı Albay Kazım Dirik, Binbaşı Hüsrev Gerede, Dr.İbrahim Tali gibi en yakın arkadaşları, değişik gerekçeler ileri sürerek onun Kongre başkanı olmamasını, kimisi ise hiç katılmamasını uygun buluyordu.) Kongre daha sonra başkanlık seçimlerine geçmiş, yapılan seçimler sonucunda Erzurum merkez delegesi olarak kongreye askerî üniformasını çıkardığı için dönemin Erzurum Valisi Münir Bey (Akkaya) tarafından temin edilen sivil bir kıyafetle katılan Mustafa Kemal Paşa, oy birliği ile kongre başkanı olarak seçilmiş, seçilmiş bir kongre başkanı olarak başkanlık kürsüsüne gelen M. Kemal Paşa, tarihi bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmayla bir kez daha ne kadar ileri görüşlü, idealist, vatanperver ve çok yönlü olduğunu açıkça ortaya koyan M. Kemal Paşa, fikir ve idealleriyle; bu millete ne kadar çok inandığını bir kez daha ifade etmişti. Çok geçmeden o inandığı millet tarafından kendisi, sonsuz güven duygusu içinde baş tacı edilerek Milli Mücadele’nin doğal liderliğine taşınmıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın Kongrede Yaptığı Tarihi Konuşma 
                                                                                23.7.1335 / Çarşamba (23 Temmuz 1919)

Muhterem Delege Efendiler! Kongremizin heyet başkanlığına acizlerini seçmek suretiyle gösterilen itimat ve teveccühe hassaten teşekkür ederim. Bu münasebetle bazı maruzatta bulunmak isterim.

Efendiler! Tarih ve hadiselerin sevkiyle, bilfiil içine düştüğümüz bugünkü kanlı ve kara tehlikeleri görmeyecek ve bundan heyecanlanıp etkilenmeyecek hiçbir vatanperver tasavvur edilemez. Harbi Umumi’nin (I. Dünya Savaşı) sonlarına doğru, milliyetler esasına dayanan vaatler üzerine, Osmanlı Hükümetimiz de adilane bir barışa ulaşmak emeliyle mütarekeye talip oldu. Bağımsızlık uğrunda namus ve cesaretiyle dövüşen milletimiz, 30 Teşrinievvel 1334’te (30 Ekim 1918) imzalanan Mütârekename ile silahını elinden bıraktı. Devletlerin manevi şahsiyeti ve imza koyan delegelerin şahsi namuslarının teminat ve kefaletinde bulunan işbu Mütârekename hükümleri bir tarafa bırakılarak İtilaf Devletleri askerî kuvvetleri, saltanatın payitahtı ve hilafetin merkezi olan İstanbul’umuzu işgal etti. Gün geçtikçe artan bir şiddetle, hilafet ve saltanat hukuku, hükümet haysiyeti, milli izzeti nefsimiz tecavüz ve saldırılara uğradı. Osmanlı tebaasından olan Rum ve Ermeni unsurları, gördükleri teşvik ve yardımın neticesiyle de milli namusumuzu yaralayacak taşkınlıklardan başlayarak nihayet hazin ve kanlı safhalara girinceye kadar küstahâne tecavüzlere koyuldular. Fakat derin bir üzüntüyle itiraf etmeliyiz ki, bu cüretler, sekiz aydan beri birbirini takiben iktidar mevkiine geçmiş, millî denetimden uzak merkezi hükümetlerin birinin diğerinden daha fena olarak gösterdiği zaaf ve acizlik belirtilerinden ve payitahtta ve bazı gazetelerde görülen pek aşağılık ihtiraslardan ve millî vicdanın inkâr, Kuvâ-yı Milliye’nin ihmal edilmesinden ötürü yayılma ortamı bulmuştur.

Arz edilen bu sebepler ve saltanatın payitahtının da kuşatma adında ve tamamıyla denetime tabi kalmasının yüzünden artık bu vatanda mukaddesat ve mukadderatına sahip bir kudretin ve millî iradenin mevcut olmadığı boş inancı hükümran olmuş ve cansız bir vatan, kansız bir millet nelere müstahak ise korkusuzca onların tatbikatına, İtilaf Devletlerince başlanmıştır. Vatanın parçalanması söz konusu ve karar olarak Doğu vilayetlerimizde “Ermenistan”, Adana ve Kozan havalisinde “Kilikya” adı ile yine Ermenistan; Batı Anadolu’nun İzmir ve Aydın havalisinde Yunanistan; Trakya’da payitahtımızın kapısına kadar keza Yunanistan; Karadeniz sahillerimizde “Pontus” Krallığı ve ondan sonra vatanın kalan kısımlarında da yabancı işgal ve himayesi gibi artık 650 seneden beri bağımsı olarak saltanat sürmüş ve tarihi doğruluk ve yiğitliğini, vaktiyle Hindistan sınırına, Afrika’nın ortasına ve Macaristan’ın batısına kadar yürütmüş olan bu milletin esarete, kölelik payesine indirilmesi ve nihayet bu devletin tarih sayfasını kapatarak ebediyet mezarına defnetmek gibi insaniyet ve medeniyetle ve hele milliyet esaslarıyla bağdaşmayan emeller kabul ve onay yeri bulmuş ve görülüyor ki, tatbikat devresi de başlamıştır. Bu tatbikat, bu anda gözümüz önünde hazin bir şekilde cereyan ediyor. İzmir, Aydın, Bergama ve Manisa havalisinde şimdiye kadar binlerce anaların, babaların, kahramanların ve çocukların akıp giden temiz kanı; Aydın gibi Anadolu’muzun en güzide bir şehrinin Yunanlıların zalim ve ateşin tahribatına kurban oluşu, muhtelif memleket kısımlarının İtalyan vesaire işgali altına alınışı ve dâhile doğru acı bir şekilde göç edilmesi, elbette gayretullaha ve millî gayrete dokunmuştur.

Efendiler! Bilinen hakikatlerdendir ki, tarih; bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez. Dolayısıyla böyle bir batıl örtünün arkasından, vatanımız ve milletimiz aleyhinde verilen hükümler, kanaatler iflasa mahkûmdur! Ve işte bütün bu iğrenç zulümlerden ve bu bedbaht acizlerden, tarihimize karşı reva görülen haksızlıklardan üzüntü duyan millî vicdan nihayet uyanmış, haykırışını yükseltmiş ve Müdafaa-i Hukuk-u Milliye ve Müdafaa-i Vatan ve Redd-i İlhak gibi çeşitli adlarla ve fakat aynı mukaddesatın korunmasının sağlanması için beliren millî cereyan, bütün vatanımızda artık bir elektrik şebekesi haline girmiş bulunuyor. İşte bu azimli şebekenin vücuda getirdiği kahramanlık ruhudur ki, mübarek vatan ve milletin mukaddesatını kurtarmaya ve himayeye dayanan son sözü söyleyecek ve hükmünü tatbik ettirecektir.

Efendiler! Genel ve özel vaziyet hakkında cümlenizce bilinen bazı hususları burada tekrar hatırlatmayı faydadan uzak bulmuyorum:

A-) Dört aydan beri Mısır’da millî bağımsızlığın temini ve geri alınması için pek kanlı vaatler ve ihtilaller devam ediyor. Nihayet, İngilizler tarafından tutuklanarak Malta’ya götürülmüş olan delegeler tahliye edilmiş ve Paris Konferansı’na gitmelerine izin vermeye mecbur olmuşlardır.

B-) Hindistan’da bağımsızlık için geniş ölçekte ihtilaller oluyor. Milli maksatlarına ulaşmak için bankalar, Avrupa müesseseleri, demiryolları bombalarla tahrip ediliyor.

C-) Afganistan ordusu da İngilizlerin milliyeti imha siyasetine karşı harp ediyor. İngilizlerin bel bağladıkları sınır kabilelerinin de Afganlılara katıldığını ve bu yüzden İngiliz askerlerinin dahile çekilmeye mecbur olduğunu gazeteleri itiraf etmişlerdir.

D-) Suriye’de ve Irak’ta İngilizlerin ve yabancıların tahakküm ve idaresinden tekmil Arabistan galeyan halindedir. Arabistan’ın her yerinde yabancı boyunduruğu reddediliyor. Yalnız memleketin refah ve saadeti için yabancıların iktisadi, bayındırlıkla ilgili medeni vasıtalarından yardıma rıza gösteriliyor. Bağdat ve Şam genel toplantıları, her tarafa bu kararı yayımlamıştır. Son zamanlarda devletler arasında ortaya çıkan rekabet münasebetiyle İngilizlerin Kafkasya’dan tamamen çekilmesine karar verilmiş ve tatbikat bir müddetten beri başlamıştır. İtalyan kuvvetlerinin Batum yoluyla Kafkasya’ya gelmesi kararlaştırılmış ise de İtalya’daki ve Kafkasya’daki dâhili ahval münasebetiyle bu kararın tatbikinden korkuyorlar.

E-) Milli bağımsızlıklarını tehlikede gören ve her taraftan istilaya uğrayan Rus milleti, bu genel tahakküme karşı bütün millet fertlerinin ortak kudretiyle çarpışıp ve herkesin bildiği gibi bu kuvvet, kendi memleketleri dâhilinde üstün gelmiş ve kendi üzerine musallat olan milletleri de nüfuz ve yayılma dairesine almakta bulunmuştur. Kuzey Kafkas, Azerbaycan ve Gürcistan birbirleriyle birleşerek milli varlıkları aleyhine yürümek isteyen Denikin ordusunu, harben baskı yaparak Karadeniz sahiline sürmüştür.

F-) Ermenistan’a gelince: Bir istila fikri sergileyen Ermeniler, Nahçıvan’dan Oltu’ya kadar bütün İslam ahaliye baskı ve bazı mahallerde katliam ve yağma yapıyorlar. Sınırlarımıza kadar İslamları mahva mahkûm ve göçe mecbur ederek doğu vilayetlerimiz hakkındaki emellerine doğru emniyetle yaklaşmak ve bir taraftan da 400 bin olduğunu iddia ettikleri Osmanlı Ermenisini bir dayanak olmak üzere memleketimize sürmek istiyorlar. Karadeniz’in batı tarafındaki vakalara gelince: Macar ve Bulgarlar memleketlerinin önemli kısmını istila etmek isteyenlere karşı bütün milli varlıklarıyla çarpışıyorlar. Meriç nehri batısında yani Balkan Harbi’nden evvel devletimizin malikânesi olan Batı Trakya’nın Bulgarlardan alınarak Yunanlılara verilmesi, İtilaf Devletlerince kararlaştırıldığı için tatbik harekâtı başlamış ve Yunan işgal kuvvetlerine karşı, Bulgar Kuva-yı Milliyesi tarafından takviye edilen Bulgar kuvvetleri, Batı Trakya bölgesi dâhilinde verdikleri muharebeler neticesinde çeşitli Yunan fırkalarını def etmiştir.

Özel vaziyetimize gelince: Daha Dersaadet’ten (İstanbul) çıkmadan evvel, vatan ve milletin kurtuluş çehresi hakkında birçok sorumlu ve muktedir kişiyle görüşülmüştü. Payitahttaki aydınların ve din ve devlete hizmetleri geçmiş yüksek kişilerin yaptıkları çalışmalar kıymetli olmakla beraber tesir ve denetim altında kuşatılmış bir muhit; kendilerini daima tehdit etmekte ve neticesiz kalmakla üzmektedir. Her halde mukadderata hâkim bir milli iradenin, müdahaleden korunmuş bir şekilde ortaya çıkışı ancak Anadolu’dan beklenmektedir. Buna dayanaraktır ki, milli şûranın vücudunu ve ancak kuvvetini milli iradeden alacak sorumlu bir hükümetin varlığını talep etmek, bilhassa son zamanlarda, payitahtın hemen tekmil düşünen tabakaları için sabit bir fikir halini almıştır. Şurada acıklı bir hakikat olmak üzere arz edeyim ki, memleketimizde külliyeti yabancı ve birçok propagandalar cereyan ediyor. Bundaki gaye, pek aşikârdır ki, milli hareketi neticesiz bırakmak, milli emelleri felce uğratmak, Yunan, Ermeni emellerini ve vatanın bazı mühim kısımlarını işgal gayelerini kolaylaştırmaktır. Bununla beraber her devirde, her memlekette ve her zaman ortaya çıktığı gibi bizde kalp ve sinirleri zayıf, anlayışsız insanlarla beraber vatansız ve aynı zamanda şahsi refah ve menfaatini vatan ve milletin zararında arayan sefiller de vardır. Doğu işlerini çevirmekte ve zayıf noktaları arayıp bulmakta pek mahir olan düşmanlarımız, memleketimizde bunu adeta bir teşkilat haline getirmişlerdir. Fakat mukaddesatının kurtuluşu gayesiyle çırpınan bütün millet, işbu azim ve mücadelesinde her türlü engeli muhakkak ve mutlaka kırıp sürecektir. Bütün bu gayeleri elde etmek için emellerini vakfeden soylu milletimizin içinde bir milli fert gibi çalışmaktan doğan zevk ve kıvancı burada şükran ve iftiharla arz ederim. En son olarak niyazım şudur ki, cenabı vahibülâmâl hazretleri habibi ekremi hürmetine bu mübarek vatanın sahibi ve savunucusu ve diyaneti celile-i ahmediyenin ilâ yevmül kıyam hârisi esdakı olan soylu milletimizi ve makamı saltanat ve hilafet-i kübrayı korumakla ve mukaddesatımızı düşünmekle yükümlü olan heyetimizi muvaffak buyur. (Amin!...)
                                                                                               Mustafa Kemal
                                                                              Sabık (Eski) Üçüncü Ordu Müfettişi

Erzurum Kongresi Kararları

Çok büyük zorluklara ve İtilaf Devletleri ile merkezi İstanbul Hükümeti’nin tüm engellemelerine rağmen toplam on dört gün boyunca yoğun bir şekilde devam eden Erzurum Kongresi, 7 Ağustos 1919'da çalışmaları sona erdirdi ve aynı tarihte bir bildiri yayınladı. Bu bildiri telgrafla bütün ülkeye ilan edildiği gibi 10 Ağustos günü " Türk Matbaasında" bastırılarak birlerce nüsha olarak her tarafa ulaştırılmıştır. Böylece Erzurum Müdafaa-i Hukuk kongre kararları, içte ve dışta büyük yankılar uyandırmış, ülkenin geleceğini bundan sonra bu kongreyi yapanların yönlendireceği ortaya çıkmıştır. Kongrede alınan kararlar şunlardır:



Sonuç

- Erzurum Kongresi yayınladığı bildiri ile  Doğu Anadolu’daki Vilayeti Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni birleştirmiş ve Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı ile Doğu Anadolu’da tek bir cemiyetin faaliyet göstermesini kabul etmiştir.

- Bildiride her türlü işgale karşı direnileceği kararlaştırılmıştır.

- Osmanlı Hükümeti'nin dağılması tehlikesine karşı gerekli tedbirlerin alınacağı kararlaştırılmıştır.

- Türk tarihinde ilk defa millet iradesini hakim kılma düşüncesi açıklığa çıkmıştır.

- Türkiye’nin bölünmez ve parçalanmaz bir bütün olduğu; Ermenilere, Rumlara ve İtilaf devletlerine verilecek toprak bulunmadığı kabul edilmiştir.

- Türkiye’nin yeni sınırları Misak-ı Milli'’den önce Erzurum Kongresi'nde tespit edilerek ilan edilmiştir.

- Merkezi Hükümet'in yani İstanbul Hükümeti'nin düşman baskısı altında bulunduğu bu nedenle hükümetten hiçbir şey beklememek gerektiği açıklanmıştır. Bunun sonucunda yeni bir hükümet kurulacağı teyit edilmiştir.

Mustafa Kemal’in de bulunduğu dokuz kişilik bir Temsil Kurulu (Heyeti Temsiliye) seçildi. Kongre’de kabul edilen tüzüğe uygun biçimde seçilen kurul, Cemiyetler Kanunu’na bağlı olarak 24 Ağustos’ta Erzurum Valiliğine bildirildi. Kurul üyeleri, hiçbir zaman bir araya gelmedi ama bu girişim, Temsil Heyeti’nde yer alan Mustafa Kemal’e çok değerli meşru bir unvan, milli mücadeleye “soylu bir ruh ve çok sağlam bir inanç” kazandırdı.



Mustafa Kemal Paşa'ya Göre Kongrenin Önemi

M. Kemal Paşa, Erzurum Kongresi’nin tarihsel önemi ile ilgili olarak şunları kaydetmiştir:

“Milletimizin kurtuluş ümidi ile çırpındığı ve en heyecanlı bir zamanda fedakâr muhterem hey’etiniz her türlü zahmete katlanarak burada Erzurum’da toplandı. Hassas ve necip bir ruh ve pek kuvvetli bir iman ile vatan ve milletimizin kurtuluşuna ait esaslı kararlar alındı. Bilhassa bütün cihana karşı milletimizin mevcudiyetini ve birliğini gösterdi. Tarih, bu kongremizi şüphesiz ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir.”

Başka bir konuşmasında yine şöyle demekteydi:

“Erzurum Kongresi, bütün memleketin ve milletin birleşme, kaynaşma noktasında Doğu Anadolu vilâyetlerince diğer vilâyetler ile her açıdan işbirliğini temin etmek ana fikrini kabul eylemiştir. Erzurum Kongresi’nin kabul edildiği esaslardan birincisi, Genel Harbi müteakip genel durumun icabı düçar olduğumuz mağlubiyet itibariyle vatanımızın mühim bir kısmı düşmanların eline geçmişti. Milletin bütün maksatlarından maddî ve hakikî düşünmek ve ancak kuvvet ve kudretiyle temin edeceği hususlar üzerinde kendisine yeni bir hudut çizmek üzere idi. İşte kongre bu milli hududu çizmiştir.”

Kaynaklar
Müdafaa-i Hukuk ve Kuvâ-yı Millîye Hareketi, Tarihi Erzurum Kongresi ve Mustafa Kemal Paşa'nın Erzurum Kongresi'nde Yaptığı Açılış Konuşması - Mahmut Enes SOYSAL
Müdafaa-i Hukuk Erzurum Kongresi, Tuncer AKTAŞ
http://kuramsalaktarim.blogspot.com.tr/2015/08/erzurum-kongresi-23-temmuz-7-agustos.html#more

Related Posts with Thumbnails Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...