24 Ağustos 2015 Pazartesi

Türk Ulus/Milli Devlet Modeli


Atatürk, üniter/milli devlet modelini seçmiştir. Bu; tek devlet, tek millet, tek dil, tek egemenlik, birlikte kalkınma ve birlikte çağdaşlaşma demektir. Bu sistemin temelinde millet olma bilinci ve aidiyet duygusu vardır.

Atatürk'ün kafasında hiçbir zaman federatif sistem yoktur. O, federatif sistemin Osmanlı'yı nasıl yavaş yavaş yıkıma götürdüğünü görmüştür.

Atatürk, sadece dönme-devşirme, hanedan-soyluların yönetimine teslim edilmiş Türkiye'den, sıradan halkın kendi kendini yönettiği bir Türkiye yaratmıştır. 

Türk sözcüğü, hem %85 çoğunluğu oluşturan ve devleti kuran öncülerin etnik adıyken hem de Atatürk'ün "Türk Ulus Devlet Projesi" kapsamında ülkedeki tüm etnik unsurları temsil eden resmi üst kimliğin yani milletin ortak adıdır. Bu nedenle Atatürk'ün Türk Ulus Devlet Projesi'nde Türk milleti, ırka ve dine dayanmaz.

1924 anayasasında "Türk" kavramı, ırkı belirtmek için değil, vatandaşlık bağını, milletin adını belirtmek için şu şekilde kullanılmıştır: "Madde 88: Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın Türk ıtlak olunur (denir)." Görüldüğü gibi anayasa dinsel ve etnik faklılıkları kabul etmiş ancak Türk milleti tanımında bu farklılıkları dikkate almayarak "Türkiye ahalisinin" tamamını Türk diye tanımlamıştır. 

Bugün hala yürürlükte olan 1982 anayasasında ise 66. maddede "Türk" kavramı şöyle ifade edilmiştir: "Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür."

Atatürk'ün önderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi olan Türk ulus/milli devlet modeli, ırkçı-faşist bir anlayışın ürünü değildir. Çünkü "Ne mutlu Türk olana!" değil,  "Ne mutlu Türk'üm diyene!" diyen Atatürk, "Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı herkesi" Türk olarak kabul eden; kökene, ırka, kan bağına değil, Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlılığa, Türkiye Cumhuriyeti'ni yükseltip yüceltmek için çalışmaya dayanan, aidiyet duygusunu esas alan bir milliyetçilik anlayışına sahiptir. 

Atatürk'ün milliyetçilik tanımı tamamen toplumbilimsel bir tanımdır; bir ırka, bir dine, bir mezhebe, bir kültüre bağlı olmak değil, zengin bir anılar mirasına sahip insanların birlikte yaşama arzusudur Türk milliyetçiliği. Atatürk, "Vatandaş İçin Medeni Bilgiler" kitabında milleti şöyle tanımlamıştır: 

"a. Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan,
b. Beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvakkatte samimi olan, 
c. Ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden vücuda gelen cemiyet."

Atatürk, milleti tanımlarken binlerce yıllık toplumsal kaynaşmayı esas almıştır. Ona göre Türkiye Cumhuriyeti'ne yurttaşlık bağıyla bağlı olmak, "Türk" olmak için yeterlidir. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan gayrimüslimler de Türk milletinin bir parçasıdır. Atatürk bu gerçeği, "Vatandaş İçin Medeni Bilgiler" kitabında şöyle ifade etmiştir:

"Bugün içimizde bulunan Hristiyan, Musevi yurttaşlar, yazgılarını ve tarihlerini Türk ulusluluğuna gönülden istekleriyle bağladıktan sonra kendilerine yan gözle yabancı gibi bakılma, uygar Türk ulusunun ahlakından beklenebilir mi?"

Atatürk'ün düşüncesinde milliyetçilik (ulusçuluk) aynı zamanda ulusun çağdaş uygarlık düzeyine çıkmasıdır. Bu bakımdan milliyetçilik evrenselliğe bir geçiştir.

Cumhuriyet'in Türk milleti anlayışı, ulusal toplumun ancak çağın bilim, sanat ve teknolojisi düzeyine ulaşmakla kurtulabileceği bilincine dayalıdır. Yalnızca folklor düzeyinde kamış kültürel özelliklerle yerellikten, bölgesellikten ve parçalanmışlıktan kurtulmak mümkün olmadığına göre, yapılması geren,  önce yerel folklorik parçalı kültürel özelliklerden  bir ulusal kültür yaratmak, daha sonra da bu ulusal kültürle çağdaş kültürün bir parçası olmaktır. 

Türkiye Cumhuriyeti; alt/kültürel kimliklere kısıtlama getirmemiş, üst/milli kimliğe önem vermiş, alt/kültürel kimliğin üst/milli kimliğin yerine geçmemesine dikkat etmiştir. Dolayısıyla bazı kişilerin geçmişteki yanlışları ve hataları bu gerçeği değiştirmez. Nitekim Türkiye'de çok farklı alt/kültürel kimliklerden insanlar devletin tepesine kadar çıkabilmiştir.

Özellikle ABD'yi rahatsız eden bu model, Atatürk'ün ölümüyle aşındırılmaya başlanmıştır. 1980'den sonra hız kazanan küreselleşme süreciyle de ulus devlet Türkiye, küresel emperyalizmin ağına takılmıştır. Çünkü birlik ve beraberlik içinde tek yumruk olan güçlü bir Türkiye, küresel emperyalizmin çarkına çomak sokmaktadır. Bu nedenle Türkiye'yi bilhassa etnik ve dinsel temelde ayrıştırarak küçük lokmalara bölüp yutma planı, yoğun bir şekilde uygulanmaya devam etmektedir.

Küresel emperyalizmin oltasına takılanların faaliyetleri sonucu getirildiğimiz nokta şudur: Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinin terk edilmesi, Türkten/Türklükten rahatsızlık duyulması, Türkiyeli/Türkiyelilik/Türkiye vatandaşı gibi anlamsız ve ucube kavramlardan söz edilmesi, Türk sözcüğünün anayasadan çıkarılmak istenmesi, başkanlık ve federasyon tartışmaları ile ABD'nin bölücü ve parçalayıcı Büyük Ortadoğu Projesi'nin hayata geçirilmek istenmesi.

Sonuç olarak Atatürk'ün birleştirici ve bütünleştirici Türk ulus/milli devlet modeli ortadan kaldırılmış ve Türkiye Cumhuriyeti bir felakete sürüklenmiştir. Ancak emperyalizmin en önemli panzehiri olan bu model, büyük Türk milleti tarafından er ya da geç tekrar uygulanacak ve Türk milleti emperyalizmi yine yenecektir!...

Kaynak
Akl-ı Kemal (1. Cilt), Sinan MEYDAN

Related Posts with Thumbnails Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...