19 Eylül 2015 Cumartesi

Gazi Mustafa Kemal ve Milli Mücadele'de Gaza Ruhu

Mustafa Kemal Atatürk'e mareşal rütbesi ve gazilik unvanı verilmesi

Gazi Mustafa Kemal’in Milli Mücadele’ye Anadolu’dan başlaması, devşirme kökenli bürokrasinin ve önemli bir gayrimüslim nüfusunun bulunduğu İstanbul’un siyasi ve askerî önemini kaybetmesinin de başlangıcı olmuştur. Sonunda gazi unvanlı bir Türk komutanının Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olarak Ankara’yı tercih etmesi, Osmanlı politik düzeninden nihai bir uzaklaşma olarak yorumlanmalıdır. 13 Eylül 1921’de Sakarya Meydan Muharebesi'nin kazanılması üzerine, 19 Eylül 1921 tarihinde TBMM, Mustafa Kemal’e mareşal rütbesi ile birlikte gazi unvanı vermiştir. Mustafa Kemal Paşa, “Neferlere” başlığı altında 20 Eylül 1337 tarihli kendi eliyle yazdığı ve silah arkadaşlarına gönderdiği mesajda bu unvan ve rütbeyi ancak onlara izafe ederek taşıyacağını belirtmiştir. Milli Mücadele'nin askeri safhasının tam ortasında TBMM’den bu unvanı almasıyla Mustafa Kemal, Anadolu nezdindeki meşruiyetini pekiştirmiş olmaktadır.

Mustafa Kemal’e gazi unvanını veren ilk TBMM bir gazi meclisi olduğu gibi, Milli Mücadele sırasında, Gazi Meclisinin düzenli ordusu, ilk (İnönü Savaşları) ve son zaferini (Başkomutanlık Meydan Savaşı), halk arasında hala gaza ananelerinin yaşadığı Batı Anadolu topraklarında kazanmıştı. Bu saha, bir zamanlar uç bölgesi sayılan ve ilk gaza faaliyetlerinin başladığı topraklardı. Gazi Mustafa Kemal, 1924 yılında Dumlupınar’da büyük zafer hakkında konuşurken; “Arkadaşlar! Bu gaza ve şehadet diyarını terk ederken o hatırayı hep beraber hürmet ve tazim ile selamlayalım!” diyordu.

Antep ilinin başına gazi sıfatının konulması kararının, bu şehir halkının İstiklal Savaşı'nda gösterdiği yiğitlik ve kahramanlıkla birlikte gazi hatırasını yaşatmakla doğrudan ilgisi vardı. 1934 yılında Atatürk soyadını alan Gazi Mustafa Kemal’in, gazi unvanlı bir kentin nüfusuna kayıtlı olması da tesadüf değildir. Atatürk’le olan hatıralarını kaleme alan F. Rıfkı Atay, “Çankaya” (1984) adını verdiği eserinin her yerinde, onu hep “Gazi” diye anmıştır. Osmanlı’dan kalma birçok lakap ve unvanı kaldıran Atatürk’ün bir konuşma esnasında, kendisine “Paşa Hazretleri” denmesine tepki göstererek “Ne demek Paşa Hazretleri? Paşa Hazretleri yok, paşalık yok, bundan sonra bana paşa demeyiniz.” demiştir. Bundan böyle Gazi unvanını şerefle taşıyan Mustafa Kemal Atatürk, bütün yazılarını gazi imzasıyla kaleme almıştır.

Bu gaza geleneği, günümüzde de bazı faaliyetlerle canlılığını korumaktadır. Çeşitli savaş ve mücadelelerde hayatını kaybedenlere şehit, yaralı da olsa sağ dönen askerlerimize hala gazi demekteyiz. Sırası gelince Millet Meclisinin kutsal bir çatı olduğundan bahsedilmekte, bazı meclis oturumlarında meclis başkanları, gazi meclisi tabirini kullanarak bu ruha işaret etmektedirler. 1927 yılından beri her yıl düzenlenen Gazi Koşusu hala bu unvanla yapılmaktadır. Milli Mücadele'ye katılarak İstiklal Madalyası alanlara da İstiklal Savaşı Gazisi unvanı verilmiştir.

Osmanlılar, başından beri, fethettikleri toprakları hem iskan etmek ve hem de gaza yapmaları için Rumeli’ye göç ettirdikleri göçebe Türkmenleri, Yörük adıyla tanımlamıştır. Göçebe ve en iyileri konar-göçer olan bu zümrelerin mücadeleyle yoğrulmuş hayat serüvenleri, Osmanlı yöneticilerini, bunların savaşçılık kabiliyetlerinden yararlanma yoluna itmiştir. Türkmenlerin, hiçbir güç ve yönetimin emri altında yaşamak istemeyen bağımsız hareket etme karakterleri, gönderildikleri uç sahalarda düşmanla kolay baş etmelerini sağlıyordu. Anadolu’da Moğol hakimiyetine karşı gösterdikleri bağımsızlık mücadelesinde başı onlar çekmişti. Balkan topraklarını da arkasından gelen Türklere vatan açan yine bu Türkmenler idi. Geç dönem Osmanlı kaynaklarında Balkanlardaki bu Yörükler, evlad-ı fatihan olarak taltif edilmişlerdi. Mustafa Kemal’in de Karaman bölgesinden Rumeli’ye göçürülen Yörüklerden olduğu bilinmektedir. İşte uzun zaman sonra Milli Mücadele sırasında, 1921 yılında, Gazi Mustafa Kemal; “Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir.” derken soyundaki Türkmen geleneğini de yansıtmış olmaktadır. Milli Mücadele'de Gazi Mustafa Kemal, Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşları vb. birçok cephede savaşmış Anadolu halkının, yeniden savaş meydanlarına dökülmesinde, bu insanların ruhlarındaki gaza fikrine ve savaşlardaki doğal üstünlüğüne güvenmiş olmalıdır. Çünkü o, adı geçen savaşlarda Türk milletinin bu gaza ruhunu test etme fırsatı bulmuştu. Zaten Rumeli ve Anadolu’nun her bölgesinde, eski gazi örgütlenmelerini andıran Kuvayı Milliye teşkilatlanmaları meydana çıkmışlardı bile.

Doğduğu topraklar şimdi işgal altında kalmış, evlad-ı fatihânın bir üyesi olan Gazi Mustafa Kemal’in, kahraman ecdadının o kutsal gazi unvanını kullanmasının siyasi, askeri ve sosyal olduğu kadar tarihi bir yönü de olmalıdır. Bu arada şunu da ifade etmek gerekir ki, tarihimizde 93 harbi diye bilinen, 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı ve daha sonra Balkan Savaşları sonucu çok büyük bir nüfus Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Balkan Türklerinin, Osmanlı’nın son zamanlarında dahi yöneticilerin, gazaya teşvik etmek için kendilerini evlad-ı fatihan (fatih torunları) adıyla yad ettikleri, o insanların toprakları şimdi işgal altındaydı. Gazi Mustafa Kemal’in Milli Mücadele sırasında Selanik dahil Batı Trakya topraklarını Misak-ı Milli sınırları içerisinde göstermesinin özel bir anlamı vardı. Ancak o, Milli Mücadele’ye, atalarının yüzyıllarca savaştığı Rumeli topraklarında ve Balkan sınırlarında değil de Anadolu topraklarında başlamak zorundaydı.

Eğer bu gaza ruhu, Anadolu’nun sinesinde bu denli kökleşmiş olmasaydı, Atatürk; ilke ve inkılaplarını Anadolu’da benimsetmeye çalışırken bu kadar başarılı olamayabilirdi. Çünkü gazi kimliği, ona Anadolu halkı katında büyük bir karizma yüklemişti. Atatürk, ilke ve inkılaplarını halka yaymaya çalışırken gazi kimliğinin büyük yararı olmuştur. Çünkü asırlarca, yediği her lokmayı padişahın bir lütfu sayan, geleneklerine bu derece kuvvetle bağlı bir toplumun, inkılapları kolayca benimsemesi beklenemezdi. İşte bu süreçte, aleyhinde oluşan şiddetli muhalefete rağmen Mustafa Kemal’in başarılı olmasında, gazi kimliğinin büyük yardımı olmuştur. Ayrıca Mustafa Kemal’in düşündüğü Milli Mücadele’yi, Anadolu’ya ve Türk milliyetçiliği üzerine bina etmesindeki sosyo-psikolojik faktörlerden biri de yüzyıllar boyunca ihmal edilen Türk milletinin, devşirme kökenli bürokrasiye ve gayrimüslim azınlıklara tercih edilmesi gerçeğidir. Bu kez Mustafa Kemal, kahraman ve fedakar Türk milletini, sadece kendi toprakları için, kendi davaları için gazaya davet ediyordu. Avrupa’da monarşilerin yıkılıp ulus devletlerin ortaya çıktığı bir dönemde, uluslararası siyasi konjonktürün de gereği buydu. Dolayısıyla Gazi Mustafa Kemal’in başlattığı Milli Mücadele'de, gaza düşüncesi gibi, dayanılan temel değerler de milli idi. 

İşte Gazi Mustafa Kemal, gelenekleriyle bu denli özdeşleşmiş bir din-tarım toplumundan, cumhuriyeti benimseyen ve özümseyen bir toplum çıkarmaya çalışırken Milli Mücadele sırasında görüldüğü gibi, sadece askeri alanda değil, siyasi ve idari sahada da gazi kimliğini kullanmıştır.

Kaynak
Osman Gazi'den Mustafa Kemal'e Anadolu Gazileri, Yrd. Doç. Dr. Selahattin DÖĞÜŞ
Related Posts with Thumbnails Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...