15 Aralık 2015 Salı

Atatürk'e Göre Devletçilik

Devletçilik ilkesi

Atatürk, Kemalist Ekonomi Modeli'ni "Mutedil (Ilımlı) Devletçilik" olarak tanımlamış, ekonomide devletin ve kişilerin sınırlarını belirlemiş, takip edilecek Ilımlı Devletçiliğin, kişilerin ekonomik faaliyetlerine meydan bırakmayan, sosyalizm ilkesine dayanan, kollektivizm, komünizm gibi sistemlere benzemediğini belirtmiştir. Atatürk, "Vatandaş İçin Medeni Bilgiler" kitabında Devletçiliği şöyle tanımlamıştır:

"Bizim izlemeyi uygun gördüğümüz devletçilik ilkesi, bütün üretim araçlarını bireylerden alarak özel ve bireysel ekonomik girişim ve gelişmeye meydan bırakmayan sosyalizm ilkesine dayalı bir sistem değildir. Bizim izlediğimiz devletçilik, bireysel emek ve etkinliği esas almakla birlikte, olanak ölçüsünde az zaman içinde ulusu gönence ve ülkeyi bayındırlığa eriştirmek için ulusun genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde, özellikle ekonomi alanında devleti fiili olarak ilgilendirmektir."

Atatürk, daha Kurtuluş Savaşı devam ederken, 1 Mart 1922'de TBMM'de yaptığı konuşmada devletleştirmeden şöyle söz etmiştir:

"İktisat politikamızın önemli gayelerinden biri de kamu yararını doğrudan doğruya ilgilendirecek iktisadi teşebbüs ve müesseseleri, maliyemizin ve teknik kudretimizin müsaadesi oranında devletleştirmektir. Topraklarımızın altında duran maden hazinelerini az zamanda işleterek milletimizin menfaatini gerçekleştirebilmek ancak bu usul sayesinde, devletleştirme ile olanaklıdır."

Atatürk, 1 Mart 1922'deki meclisi açış konuşmasında ekonomik bağımsızlıkla ilgili şunları söylemiştir:

"Her şeyden önce hayat ve bağımsızlığımızı sağlamaktan ibaret olan milli amacımıza ulaşmaktan başka bir şey düşünemeyiz. Önemli olan mali gücümüzün buna yeterli olup olmayacağıdır. Ülkemizin gelir kaynakları, milli davamızın güvenle elde edilmesine yeterlidir. Mali gücümüz fakirane olmakla birlikte dışarıdan borç almadan ülkeyi yönetecek ve amacına ulaşacaktır. Ben yalnız bugün için değil, özellikle gelecek için devlet hayatı ve refahı noktasından milli durum ve bağımsızlığımıza çok önem veriyorum. Bugünkü mücadelemizin amacı tam bağımsızlıktır. Tam bağımsızlık ise ancak mali bağımsızlık ile gerçekleşebilir. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan yoksun olursa o devlet yaşantısını sağlayan bütün bölümlerinde bağımsızlık felce uğramış demektir. Mali bağımsızlığın korunması için ilk şart, bütçenin ekonomik bünye ile uygun ve denk olmasıdır. Bu nedenle devletin devletin bünyesini yaşatmak için başka kaynaklara başvurmadan memleketin kendi gelir imkanlarıyla yönetimini sağlayacak çare ve tedbirleri bulmak gerekli ve mümkündür. Bu nedenle mali konulardaki uygulamamız, halkı baskı altına almadan, onu zarara sokmaktan kaçınarak ve mümkün olduğu kadar yabancı ülkelere muhtaç olmadan yeteri kadar gelir sağlama esasına dayanmaktadır. Şu anda yararlanılmayan gelir kaynaklarından yararlanmak ve halkın isteklerini karşılamayı kolaylaştırmak için bazı maddeler üzerine tekel koymak zorunluluğu görülmektedir."

Atatürk, İzmir Fuarı'nın 1935'teki açılışı nedeniyle dönemin ekonomi bakanına verip okuttuğu bir notta Devletçiliği şöyle tanımlamıştır:

"Türkiye'nin uyguladığı devletçilik sistemi, on dokuzuncu yüzyıllardan beri sosyalizm teorisyenlerinin ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye'nin ihtiyaçlarından doğmuş Türkiye'ye has bir sistemdir. Devletçiliğin bizce manası şudur: Fertlerin özel faaliyetlerini, esas tutmak fakat büyük bir milletin ve en geniş bir memleketin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak memleket ekonomisini devletin eline almak."

Atatürk'ün devletçi ekonomi anlayışı, hem özel teşebbüse oldukça geniş bir hareket alanı bırakmış hem de devletin özel teşebbüsü yönlendirip desteklemesini amaçlamıştır. Dahası Atatürk, Devletçiliğin katı bir devlet kapitalizmine dönüşmemesi için devletin ekonomideki faaliyetlerine bir sınır çizilmesini istemiştir. Atatürk bu konuda şunları söylemiştir:

"Devletin bu konudaki (ekonomideki) faaliyet sınırını çizmek ve buna yönelik kuralları belirlemek, diğer taraftan vatandaşın özel teşebbüs faaliyet özgürlüğünü tehdit etmemiş olmak, devleti yönetenlerin düşünüp halletmeleri gereken konulardır."

Atatürk'ün 1933'te açıkladığı devletçilik rejiminin esasları şunlardan oluşuyordu: Özel teşebbüsün teşviki esastı. Ancak özel teşebbüsün ele alamadığı sektör, devlet yatırımlarıyla ele alınacak böylece kalkınma ve sanayileşme hızlandırılacaktı. Böylelikle devlet sermayesi ile özel sermaye arasında bir çatışma yaratılmamasına özen gösterilmiş olacaktı. Devlet kesimi, özel kesimle bir rekabete girmeyecekti. (...) Onun devletçilik anlayışı liberalizmden de ayrıydı. Bireyin yapamadığını devletin yapması, bireyin kar görmediği kamu yararına işleri devletin gerçekleştirmesi, bireyin özel girişimlerini devletin kontrolü ve denetim altında tutması, belli bir plana dayanarak yurt işlerinde öncülük ve yol göstericilik etmesi, belirli kişilerin değil geniş halk halk kesiminin yararının ve çıkarının ön plana çıkarılması gibi temel ilkeler bize sistemin nasıl çalıştığını gösterir.

Atatürk uzun yıllar boyunca üzerinde çalıştığı Devletçilik ilkesini 1933 yılında uygulamaya koymuştur. Önce 1933'te CHP parti programında yer alan Devletçilik ilkesi, 1937'de anayasaya girmiştir. 1935'te toplanan CHP'nin 4. Büyük Kurultayı'nda parti programı değiştirilmiş, Devletçilik 1931 yılı programından çok daha geniş bir şekilde tanımlanmıştır. Bu ilke uygulanırken devlet hiçbir zaman özel teşebbüsü engellememiştir.Kamu kesimi ve özel kesim hem farklı hem de aynı üretim alanlarında yan yana bulunarak rekabet yerine tamamlayıcılık fonksiyonunu ön plana çıkarmıştır.

Kaynak 
Akl-ı Kemal (3. Cilt), Sinan MEYDAN

Related Posts with Thumbnails Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...